Sihler, dünyanın en cesur topluluklarından birisi olarak kabul edilir. Sih dininin ortaya çıkmasından sonra özellikle Pencab bölgesindeki kişiler savaşçı karakterleri ve inanılmaz cesaretleriyle tanınmaya başlanmıştır. 16. yüzyılda Guru Hargobind dönemindeki savaşlarda Sihler en cesur topluluk olarak bilinirlerdi. Sihler, Babürler ve Durraniler gibi güçlü imparatorlukları birçok savaşta yenilgiye uğratarak cesur savaşçılar olduklarını kanıtlamışlardır.
- 1 Khalsa’nın kurulması
- 2 Sihler en cesur topluluk – Uğradıkları katliamlar
- 3 Sih Imparatorluğu dönemi
- 4 Batılı güçlerde Sihler
- 5 Dünya savaşlarında Sihler
-
6
Çeşitli ordularda Sihler
- 6.1 Hindistan Silahlı Kuvvetlerindeki Sihler
- 6.2 ABD Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.3 İngiltere Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.4 Avusturalya Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.5 Malezya Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.6 Yeni Zelanda Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.7 Singapur Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
- 6.8 Kanada Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
Khalsa’nın kurulması
Khalsa isimli Sih askeri yapısının amacı ve ilkeleri şunlardı:
• Doğruluğu savunmak için savaşmak.
• Savaş sırasında sivillere zarar vermemek.
• Başarı için mümkün olan en az gücü kullanmak.
• Savaş alanında yaralılara, düşman olsun olmasın ilk yardım sağlamak.
• Teslim olan savaşçılara zarar vermemek.
Khalsa savaşçılarının üniformalarının koyu mavi renkte olması ilham, bilgelik, istikrar, sükunet, özgürlük ve ölümsüzlüğü simgeler. Mavi renkli üniforma giyme geleneği, Hindular ve Müslümanlar arasındaki birliğin sembolü olarak Guru Nanak’ın seyahatleriyle başlamıştır. Bu renk, Sih dininin bir mezhebi olan Nihang savaşçıları tarafından da benimsenmiştir.
Sihlerin ayırt edici özelliği olan sakal bırakma ve sarık sarma geleneği, 15. yüzyılda Guru Nanak tarafından başlatılmıştır. Daha sonra Guru Gobind Singh döneminde 1699 yılında, Khalsa ordusunun kurulmasının ardından her savaşçı bu geleneği takip etmeye başlamıştır.
Sih Gurularından Guru Ranjit Singh, Sihleri askeri alanda modernleştirmiştir. Ranjit Singh döneminde Pencap ve kuzeybatı Hindistanda bir altın çağ yaşanmıştır. Sihler, küçük sayıdaki ordularıyla en güçlü imparatorlukları yenme başarısını göstermiştir. 1739’da sadece iki Sih askerin 200 Mughal askerine karşı tek başlarına verdiği savaşla başlayan bu direnişlerde, 2 Sih (Buta Singh ve Garja Singh) hayatını kaybetmiş, ancak 30 Mughal askerini de beraberlerinde götürmüştür.
Bölgeye gelen ilk İngilizler, Sihizm’i bir ölüm kültü olarak nitelendirmişti. Sihlerin ölüme taptıklarını, bir Sih çocuğun doğumunda ağladıklarını ve bir Sih’in şehit olduğunda ölümünü kutladıklarını yanlış bir şekilde iddia etmişlerdi. İngilizler, daha sonra, zorluklar karşısında bile iyimserliğe odaklanan Sih felsefesini tanımaya başladı. Ayrıca, Tanrı adına sergilenen gücü de gördüler. Bu güç ile, meditasyon halinde farkındalık durumuna ulaşmış bir Sih, dikkatini fiziksel acıdan uzaklaştırarak huzur dolu bir duruma geçebiliyordu.

Sihler en cesur topluluk – Uğradıkları katliamlar
Tarih boyunca savaşçı niteliği ile öne çıkan Sihlerin pek çok katliamla da karşılaşmalarını doğal karşılamak gerekir. Sih tarihinde bu katliamlar “Küçük Katliam” ve “Büyük Katliam” olarak kaydedilmiştir.
Küçük katliam – Chhota Ghallughara
1799’da Sihler Babürler ile Durraniler’i yenerek topraklarını genişletti. Hatta Nadir Şah komutasındaki Pers askerlerine karşı da savaştılar. Birçok Müslüman ve Hindu kadını, kızı ve çocuğu, köle olarak İran’a götürülmekten kurtardılar. 1746’da az sayıda Sih asker, sivilleri Babürlerin zulmünden kurtarmaya çalışırken canlarını feda ettiğinde küçük çaplı bir soykırıma maruz kaldı. Bu soykırımdan sonra Sih’ler olayda başrolü oynayan Lakhpat Rai’yi öldürerek öçlerini aldı.

Büyük Katliam – Vadda Ghallughara
1762 yılında, Sihler arka arkaya yapılan savaşlarda Afgan kuvvetleri komutanı Ahmed Şah Abdali’yi (Durrani) defalarca yendi. Bu olaylardan sonra Afgan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak Ahmed Şah, sivillerin üzerine sürpriz bir saldırı düzenlemeye karar verdi. Gece yapılan bu saldırı sırasında birçok Sih askeri, sivillerin etrafında bir çember oluşturarak onları korumaya çalışırken canlarını feda etti.
Bu olay “Büyük katliam” olarak kabul edilmiştir. Sihler bu olaya misilleme yaparak Amritsar’da konuşlanmış olan Abdali’nin generaline saldırdı ve onun 20 bin askerini katletti. Teslim olan 8 – 10 bin asker ise Altın Tapınak ve başka Sih tapınaklarında temizlik yapmaya zorlandı. Ahmed Şah, Sihleri ortadan kaldırmakta ve elde ettiği toprakları elinde tutmakta başarısız olduğu için yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. Sihler, 1768 yılına kadar kaybettikleri tüm toprakları geri aldı. Bu, Ahmed Şah’ın son ve kesin yenilgisiydi, bölgeden çekildi ve bir daha geri dönmedi. Tüm bunları, sayıca az olan, hiçbir kuvvet ile ittifakı ve devleti bulunmayan Sihler başarmıştı.

Sih Imparatorluğu dönemi
1799’da Sih kuvvetleri bir imparatorluk kurdu. Ranjit Singh, Afganistan topraklarını fethetmeye ve Hayber Geçidi’ne kadar ilerlemeye karar verdi. 1838’in başlarında İngilizler, Mughal prensi Şah Suja ile birlikte üçlü bir antlaşmayla Afganistan hükümdarı olarak Ranjit Singh’in tahta çıkmasını talep ettiler. Ranjit Singh, Şah Suja’nın Sih İmparatorluğu’na yıllık vergi ödemesini ve ordunun masraflarını karşılamasını istedi. Mughaller bu şartları isteksizce kabul etti. Böylece Ranjit Singh ve ordusu Hayber Geçidi’nden Afganistan’a girerken, İngiliz ordusu Şah Suja ile birlikte güneyden ilerleyerek Afganları kolayca mağlup etti. Sonunda Ranjit Singh, askerleriyle birlikte Kabil’de zafer yürüyüşü düzenledi.

Batılı güçlerde Sihler
Batılı güçler, Sih savaşçılarının cesaretine hayran kalmıştı. Masum sivillerin hayatına hiçbir değer vermeyen ve özellikle rakiplerinin en savunmasız oldukları anlarda onlara saldırmayı tercih eden işgalcilerin aksine, Sihler tam tersini yapardı. Sihler, yanlarında siviller bulunan rakiplerine asla saldırmazdı.
Çoğu tarihçi, sivilleri ve aileleri kasten yanlarında götürmenin Babürler ve Afganların bir taktiği olduğunu söyler. Çünkü Sihlerin böyle bir durumda onlara saldırmayacağını çok iyi biliyorlardı. Kadınları, yaşlıları ve çocukları kalkan olarak kullanmak, işgalciler arasında yaygın bir uygulamaydı. Öte yandan Sihler, savaş sırasında sivillere zarar vermeme ilkesine her zaman sadık kaldılar.

Dünya savaşlarında Sihler
Dünya savaşları sırasında bile, Sih askerleri Avrupalılar tarafından tercih edildi. Çünkü bu askerler savaş ortamında üstün performans gösteriyordu. Sih askerler, 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında İtalya, Almanya, Fransa, Singapur, Polonya, Avusturya, Çin, Rusya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Afrika gibi bölgelerde savaştılar ve daha önce böylesine bir vahşeti hiç görmemiş rakiplerini bile şaşırttılar.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, bir Sih alayının siperlerde saklanmayı
reddetmesiyle çok tanınmış bir olay yaşandı. Sipere girmeyen Sih askerlerinden biri Almanlara karşı hücum ederek 15 ila 20 Alman askerini öldürdü. Siperlere geri çekilmek zorunda kalan bu asker, sıcak bir şekilde tebrik edildi. Bu kahramanlıktan sonra, Hintlilerin siperlerden çıkarak hayatlarını gereksiz yere tehlikeye atmalarına izin verilmemesi emri geldi.

Her Sih, her zaman zulme karşı savaşma yükümlülüğüne sahiptir. Bu yüzden onlar, dünyadaki tüm orduların saflarına katmak isteyeceği en cesur askerlerdir.

Çeşitli ordularda Sihler
Hindistan Silahlı Kuvvetlerindeki Sihler

ABD Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler

İngiltere Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler

Avusturalya Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler

Malezya Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler
Tugu Negara savaş anıtında yer alan 232 isimden 33’ü Sihlere aittir.

Yeni Zelanda Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler

Singapur Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler

Kanada Silahlı Kuvvetleri’ndeki Sihler


