Hindistan tarihindeki önemli aşamalardan birisi ülkenin İngiliz yönetimine geçmesidir. Babürlülerin giderek zayıflaması ve ülkeyi yönetemez duruma düşmesi İngilizlerin hiç beklemediği bir fırsatı önlerine getirdi. Doğu Hindistan Şirketi (East India Company) adıyla ve sadece ticaret amacıyla gelmiş olan İngilizler, zaman içinde bu devasa coğrafyayı hakimiyet altına aldılar.
İngiliz İmparatorluğunun bütün dünyada çöküşe doğru gittiği bir dönemde “tacın üzerindeki mücevher” tanımlaması Hindistana verdikleri önemi göstermektedir. Ekteki yazıda İngilizlerin ülkeyi ele geçirmelerini dönemler halinde inceliyoruz. İngiliz döneminin sonunu getirecek olan yapı ise Hindistan Ulusal Kongre partisinin kurulması olmuştur. Yazımız, Kongre Partisi ve Bağımsızlık konusunu işlerken sadece partinin kuruluşuna kadar olan dönemi içermektedir.
İngiliz işgali – 1700’ler
1700’lerde dünyanın en zengin ve en büyük ekonomisine sahip olan Hindistan, İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin dolaylı işgaline uğramıştı. Bu dönemde ülkede bir tür iç savaş yaşanıyordu, 1755’te iç savaşın sonlarına gelinmişti. Delhi, ülkeye gelen ilk işgalcilerden 800 yıl sonra 1756’da yeniden yerli halkın eline geçti. Bu dönemde Hindustan tahtında oturan Babür İmparatoru asla aşağılanmadı; aksine, imparator Hindu nitelikli Maratha Konfederasyonu’nun himayesine alındı. Bundan sadece bir yıl sonra, Mir Jafar ismindeki bir kişi İngilizler lehine ajanlık yaparak Doğu Hindistan Şirketi’nin Hindistan’ın iç siyasetine müdahale etmeye başlamasını sağladı. Doğu Hindistan Şirketinin ülkeye ilk gelişinin ayrıntılarını sitemizin Doğu Hindistan Şirketi sayfasından öğrenebilirsiniz.

İngiliz Ordusunun kurulması – 1850’ler
1850’lerin başlarında, Doğu Hindistan Şirketi ordusunda görev yapan Hintli askerler, maaşlarının uzun zamandır artırılmadığını ve satın alma güçlerinin çok azaldığını öne sürerek protesto eylemlerine girişti. Bu askerler Hindistan dışında görevlendirilmeye zorlandılar ve ırkçılık yapmakla suçlandılar. Dini hakları ihlal ediliyordu ve “Hintli” olarak tanımlanmaları nedeniyle rütbelerinde yükselemiyorlardı.
Hintli köylüler, muson yağmurlarının yetersiz kaldığı yıllarda, Babür döneminden ve öncesinden kalma uygulamalara göre vergiden muaf tutulmaları gerekirken, İngiliz döneminde vergilendirildiler.
Doğu Hindistan Şirketinin kullandığı tüfek mermilerinin hem domuz hem de inek yağıyla yağlandığına dair söylentiler yayılmaya başlayınca, bir grup Hintli asker buna isyan etti. Mermilerin bu şekilde yağlanmamış olması muhtemeldi, ancak Hindistanda yaşanmakta olan gerginlik bu isyanı başlatmak için yeterliydi. Bir İngiliz subayını vurup yaralayan Hintli asker Mangal Pandey isyanı başlatan ilk kıvılcım oldu. Pandey, hemen idam edildi ve ait olduğu askeri birliğin tamamı kırbaçlandı. Böylece isyan başladı. Meerut’ta, mermileri yağlamayı reddeden Hintlilere onar yıl hapis cezası verildi; diğer Hintli askerler ise komutanlarını vurmaya, evlerine saldırmaya ve hatta Hristiyanlığa geçmiş Hintlileri öldürmeye başladı. Hintliler artık kitleler halinde isyan ediyordu. Sitemizin 1857 isyanı ile ilgili sayfası bu konuda daha ayrıntılı bilgiler vermektedir.
Hintli özgürlük savaşçıları, dini ayrımları düşünmeden savaşıyordu. Ancak herhangi bir askeri planları yoktu. İngilizlerin iletişim hatlarını ve demiryolları ulaşımını kesmeye çalıştılar. Böylece İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin insan ve araç nakletme imkanını engelleyebileceklerdi. Ancak bu konuda net bir stratejiye sahip olmamaları nedeniyle bu fırsat kaçırıldı.
İngilizlerin Hindistan’dan kovulabileceği ana gelindiğinde bile, bazı Hintliler halen İngilizlere isyanı bastırma konusunda yardım etmeye çalışıyordu.

Kıtlık dönemi – 1857 ve sonrası
1857’ye gelindiğinde Hindistan’ın nüfusu azalmıştı. Ortalama bir Hintlinin hayatı, art arda gelen kıtlıklar sonucunda yoksulluğa ve evsizliğe dönüşmüştü. Bundan yüz yıl önce Hindistan, dünyanın en büyük altın ve elmas rezervlerine sahipti. Tarımın inanılmaz başarısı ile Hindistan’da üretilen ürünler dünyanın en ucuzlarıydı.
Hindistan’ın dünyanın en büyük ilaç, baharat ve yüksek kaliteli kumaş ihracatçısı olması ve bu alanlarda neredeyse tekel sahibi olması, 1856 yılına gelindiğinde artık eski bir anı haline gelmişti. Hindistan’a “aydınlanma” getireceğini iddia eden Doğu Hindistan Şirketi, Hindistan’ın sanayiini yok etmişti.

Babür’lülerin sonu – 1858
1858 ilkbaharında Delhi, İngilizler tarafından işgal edildi. Hindustan İmparatoru Bahadur Şah Zafar‘ın iki oğlu ve torunu, teslim alındıktan sonra idam edildi. Bu idamların yapıldığı yer Delhi’de bugün “Khuni Darwaza”, yani Kanlı Kapı olarak anılmaktadır. İngiliz sömürge tarihinin en kanlı bölümü artık Hindistanda yaşanmaya başladı.

Delhi’nin düşüşünü takip eden yıl içinde 500 binden fazla Hintlinin Doğu Hindistan Şirketi tarafından idam edildiği tahmin edilmektedir. Şirket, Birleşik Krallık tarafından Hindistandaki işgal günlerinin sayılı olduğu ve itidalli davranması gerektiği konusunda uyarıldığı halde, katliamlarına devam etti.
Babürlülerin son hükümdarı olan 83 yaşındaki Bahadur Şah Zafar, Burma’nın (Günümüzde : Myanmar) başkenti Rangun’a sürgüne gönderildi ve orada öldü. Hintliler, Babür Hanedanı üyelerine karşı herhangi bir intikam duygusu içinde değildi. Hindistan’ın Hindu, Sih, Müslüman ve diğer inançlara sahip ve eşit insanlardan oluşmuş olan bir birlik olduğunu biliyorlardı.

Yeni yönetim
Britanya İmparatorluğu artık Hindistan toplumunu yeniden şekillendirmeye başladı. Hindistan’ı büyük ölçüde seküler bir şekilde yönetmiş olan birçok Hintli hükümdar, neredeyse hiç gücü kalmayacak kadar zayıflatıldı. Farklı inançlara sahip Hintliler arasındaki çatışmalar yeniden alevlendi.
Küçük bir Hintli grup için 1857’den 1885’e kadar olan dönem, fırsatlarla doluydu. İngiliz Sömürge Hükümeti ile işbirliği yapanlar teşvikler alarak son derece karlı işler kurmaya başladı. Ancak, İmparatorluk artık Hindistan’ın küresel olarak rekabet edememesini ve hatta başka hiçbir ülkeyle doğrudan ticaret yapamamasını hedeflemişti. Bu nedenle Hindistanda bir Sanayi kurma fikri ulaşılması zor bir hedef oldu.
Hindistan topraklarında daha fazla tutunamayacaklarını anlayan İngilizler ülke zenginliklerini buradan götürmeye karar verdi. Bengal’i ele geçirdikten sonra yaklaşık 11 km. uzunluğundaki bir tekne konvoyuyla yağmaladıkları zenginlikleri İngiltere’ye geri götürdü.
Hintli elitler Hindistan’ın bir daha asla bağımsız olamayacağına inanıyordu. Çoğu Hintli, her gün hayatta kalma mücadelesi verirken Hindistan’ın bağımsız olup olmaması konusunu düşünmeleri bile anlamsızdı. Yine de bazı yönlerden umut verici işaretler vardı. Örneğin Hıristiyan misyonerler Hindistan’da çok az başarı elde edebilmişti, Hintlileri Hindu dininden vazgeçiremediler. Hint dilleri gelişerek standart diller haline gelmişti. İngilizce o dönemde Hindistan’a hemen hemen hiç girememişti.
Kongre Partisi ve Bağımsızlık ateşi – 1885
1885’te Hindistan Ulusal Kongre Partisi kurulduğunda, Britanya İmparatorluğu bunun, Hintlileri yatıştırmak için bir araç olacağına inanıyordu.
Kongre Partisi ile birlikte yeni bir milliyetçilik fikri ortaya çıkmaya başladı. Britanya İmparatorluğu bunu fark edemedi. Hindistan’ın yeni özgürlük hareketi çok basit bir şekilde başladı ve bu durum başlangıçta Britanya İmparatorluğu’nu tehdit etmiyordu.
Ancak, Hindistan Ulusal Kongre partisi bile, Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki egemenliğinin ilahi bir amacı olduğu yanılsamasına kapılmıştı. Birçok Hintli için demokrasi ve temsili hükümet fikri çok ileri ve ulaşılamaz talepler olarak görünüyordu. Onlar, Babür İmparatorluğu döneminde bile halk meclisinin var olduğunu ve çoğu zaman burada halkın şikayetlerinin dinlendiğini kavrayamıyorlardı.
Sonuçta, Doğu Hindistan Şirketi 300 binden az sayıda Avrupalı ile 180 milyon nüfuslu Hindistan’ı ele geçirmişti. Hindustan Tahtı gerçekten de İngilizler’e kaybedilmişti, ancak onun yerini modern bir Hindistan kurma hayali almıştı. Yüz milyonlarca Hintlinin iradesi Mahatma Gandi, Jawaharlal Nehru, Subhash Chandra Bose ve Udham Singh gibi Hintli liderler tarafından harekete geçirilecekti.


