Seydi Ali Reis Hindistan

0
132
Seydi AIi Reis Hindistanda

Seydi Ali Reis Hindistan üzerinden İstanbul’a karayolundan dönerken yaşadığı olayları anlatan Mir’ât ül Memâlik (Ülkelerin Aynası, 1557) isimli gezi anıları kitabı çok önemlidir. Seydi Ali Reis, Mir’ât ül Memâlik (Ülkelerin Aynası, 1557) kitabını bu dönemde yazdı. Bu kitap, 14. Yüzyılın Hindistanı’nı anlatan çok önemli bir belge niteliğindedir.

Kanuni Sultan Süleyman 1552 yılının sonlarına doğru Seydi Ali Reis’i Osmanlı Hint Okyanusu Filosu’nun yeni Komutanı olarak atadı. Portekizlilerin Hint okyanusundaki deniz üstünlüğünü kırmak, Arap Denizinde Osmanlı bayrağını dalgalandırmak ve hatta mümkün olursa Güney Hindistan’a kadar giderek Baharat yolunu ele geçirmek istiyordu. 

seydi ali reis
Seydi Ali Reis © Wikimedia Commons

Ancak Seydi Ali Reis, kendisinden üstün olan Portekizlilere yenildi. Seydi Ali Reis ve yeniçerileri Portekizlilerin deniz yolunu kapatmaları nedeniyle İstanbula karayolundan dönmek zorunda kaldılar. O dönemde karayolu son derece tehlikeliydi ve birçok bilinmezle doluydu. 

İstanbula karayolundan dönmeyi kabul eden 50 kadar kişi ile birlikte 3 yıldan fazla süren uzun bir yolculuktan sonra İstanbula döndü. 

Ekteki yazıda Seydi Ali Reis ve adamlarının bu ilginç yolculuğunun Ahmedabad – Babürlüler bölümünü sunuyoruz.

Bu kitaptan konumuzla ilgili bölümleri 4 parça halinde yayınlıyoruz.

SEYDİ ALİ REİS’İN HİNDİSTAN SEFERİ – 3

Yazının 1. Bölümü: https://hindistangezi.com/seydi-ali-reis/

Yazının 2. Bölümü: https://hindistangezi.com/seydi-ali-reis-gujarat/

Seydi Ali Reis Hindistana giriş

3 Ağustos 1555 tarihinde Multan şehrine varan Seydi Ali Reis, burada da önemli kişilerle görüşmüş ve Lahor’a doğru yola çıkmıştır. 28 Ağustos tarihinde Lahor’a vardıklarında bölgenin siyasi düzeni karışıktı. Önceden Hindistan sultanı olan Şir Han’ın oğlu Selim Han ölünce yerine İskender Han sultan olmuştur. Bu durumu haber alan Hümayun Şah da, Kabil’den İskender Han’ın üzerine doğru yola çıkmış, ilk olarak Lahor’u almış ardından Sirhind şehri önünde karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma sonunda Hümayun Şah, İskender Han’ı yenerek dört yüz filini, darbzenlerini ve dört yüz arabasını almıştır. Bunun üzerine İskender Han Mangut kalesine kaçmıştır.

Seydi Ali Reis ve yoldaşları, Lahor Şehri’ne tam bu sırada yani savaş halindeyken varmışlardır. Şehre hâkim olan Mirza Şah, Padişahtan izin almadan onları şehre sokamayacağını beyan edip durumu Hümayun Padişah’a sunmuştur. Hümayun Padişah, Seydi Ali Reis’in padişahın sarayında beklemelerini emretmiş. Seydi Ali Reis, bir ay kadar bekledikten sonra izin verilince Babür Şahının huzuruna çıkmak için Delhi’ye doğru hareket etmiştir.

seydi lahor eski
Eski Lahore

Seydi Ali Reis Hindistan – Delhi

Yirmi gün yürüdükten sonra 16 Ekim 1555’te Delhi şehrine varan Seydi Ali Reis ve yoldaşlarının geldikleri haberini alan Hümayun Şah, Seydi Ali Reis’e bir at, iki hilat ve harçlık gönderip o gün ziyafet vermiştir. Hindistan’da divanlar gece yapıldığından akşam vaktinde Seydi Ali Reis, Hümayun’a bir miktar hediye ile birlikte saygısını sunmuştur. Bu görüşme esnasında yazmış olduğu iki gazeli de Hümayun Şaha takdim etmiştir. 

seydi humayun
Humayun Şah

Görüşme sırasında gitmek için izin isteyen Seydi Ali Reis’e, Hümayun Şah izin vermemiştir. Kendisine kalması için yüz bin akçe, yanındaki adamlarına da elli bin akçe dirlik tayin etmiştir. Seydi Ali Reis bu teklifleri kabul etmemiş ve tekrar gitmek için izin istediğinde Hümayun Şah onların bir yıl daha kalmasını teklif etmiştir. Seydi Ali Reis ise Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yola çıktığını ve Portekizliler ile yaşananların ve düşmanın durumunu bildirmesi gerektiğini söylemiştir. Hümayun Şah, Kanuni Sultan Süleyman’a elçi göndermeyi ve Seydi Ali Reis’in özrünü onun iletmesini teklif etmiştir. Bu teklifin üzerine de olumlu cevap alamayan Hümayun Şah, üç ay boyunca yağmur yağacağını ve gelecek mevsimin kış olmasından dolayı yola çıkmasının mümkün olamayacağını söyleyip hava koşullarının yolculuk için uygun olduğu vakte kadar beklemesini istemiştir.

Hümayun Şah, bu süre içinde güneş ve ay tutulmasını, yıldızların yerlerini ve dolaştıkları yörüngeyi gösteren cetvel ile usturlabın kullanılışını anlatan bir eser kaleme almasını söyleyerek, Seydi Ali Reis’in üç aydan önce bitirmesi halinde daha erken yola çıkmasına izin vereceğine dair söz vermiştir. Gitmekten ümidini kesen Seydi Ali Reis, Hümayun Şah’ın istediği kitabı yazmaya başlamıştır.

Seydi Ali Reis, kitabı bitirince Hümayun Şah’a başından sonuna kadar kitaptaki “Amel-i Küsûf (yıldızların yerlerini ve dolaştığı yörüngeyi gösteren cetvel) ve Husûfi Usturlâbı (ay tutulması usturlabı) kullanmayı öğretmiştir. Bu sırada Agra fethedilmiş ve Seydi Ali Reis de hemen bu fethe tarih düşmüştür. Hümayun Şah, Seydi Ali Reis’in yazmış olduğu bu mısrayı çok beğenmiştir.

seydi usturlab
Usturlab aracı © Wikimedia Commons

Seydi Ali Reis’in yazdığı gazelleri çok beğenen Hümayun Şah onun iki gazel daha yazmasını istemiş ve bunları Meclis-i Hümayunda okutmuştur. Seydi Ali Reis’in gazelleri Hint vilayetinde ün kazanıp dilden dile dolaşmaya başlamıştır.

Hümayun Şah bir gün Seydi Ali Reis’e, “Vilâyet-i Rûm mı köpdür, yoksa Hindustân mı köpdür?” “Osmanlı ülkesi mi iyidir, yoksa Hindistân mı iyidir?” diye sormuştur. Seydi Ali Reis, “Padişâhum, Rûm’dan murâd Nıfs-ı Rûm ise, ol Vilâyet-i Sivas’dur. Hindûstân çokdur. Ammâ Pâdişâh-ı Rûm’a tâbiʿ olan memâlik ise Hind anun ʿöşr-i ʿâşirince yokdur.” “Padişahım, Osmanlıdan amacınız ülkenin yarısı ise bu Sivas ilidir, fakat Hindistan çok büyüktür. Ama Osmanlı padişahına tabi olan ülkeler ise, Hindistan onunla kıyas olmaz.” diye cevap verince Hümayun Şah “Murâd cümlesidür.” “Tam düşündüğümdür.” demiştir. 

Seydi Ali Reis, ayrılma talebini tekrar Hümayun Şah’a söylemek niyetinde olduğundan Şahin Bey’den gitmelerine izin vermesi için Şah ile konuşmasını istemiştir. Hümayun Şahın mirzalarından mühürdarı Şahin Bey hem en yakın adamlarından ve hem de sırdaşlarındanmış. Bunun için Seydi Ali Reis, Hümayun Şah’a iki gazel yazıp Şahin Bey’e vermiştir.

Hümayun Şah, Seydi Ali Reis’e bir at, hilat (kaftan) ve yol harçlığı verip ardından Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektubu ve yol fermanını da Seydi Ali Reis’e teslim etmiş, sonra da yola çıkmalarına izin vermiştir.

seydi hilat
Hilat giyen hükümdar

Hümayun Şahın Ölümü

Ancak Cuma günü akşam namazı vaktinde Hümayun Şah halkı selamlamaya çıktığı vakit, kasrdan inerken ezan okunmaya başlamış ve bunun üzerine ezana saygı göstermek için diz çökerken merdivenden düşüp başını yaralayıp kollarını kırmıştır. Halk bunu görünce birbirine girmiştir. Bir iki gün beklenildikten sonra etrafa Şah’ın durumunun iyi olduğuna dair haberler gönderilmiş, fakirlere sadaka dağıtılmış ve askerlere de bahşişler verilmiştir. Ama Hümayun Şah Perşembe günü yani merdivenden düştükten üç gün sonra vefat etmiştir.

Hümayun Şah’ın oğlu Celalüddin Ekber Mirza, Şah Ebu’l-meʿali’ye yardım etmek için gönderilmişti. Hemen bir ağayı Şahın öldüğü haberini vermesi için ona göndermişlerdir. Şahın yakınında bulunan hanlar ve sultanlar tahtın boş kalması ile sıkıntıya düşmüşler ve Seydi Ali Reis’e danışmışlardır. Bunun üzerine Hümayun Şah’ın hanları ve sultanları tedbirler almaya başlamışlardır.

Hemen Divan şöleni düzenlenip ve hassa bölüğü emirlere çıkıp adetleri olduğu üzere rütbeler verilmiştir. Bir gün Padişah’ın Çaharbağa (bahçe içindeki köşk) gideceğini haber salıp at hazırlatmışlar ancak hava güzel değil diye vazgeçmişlerdir. Ertesi gün halka görünüş var demişler sonra da müneccimler saatin iyi olmadığını söyledi deyip yapmamışlardır. Bunun üzerine askerler huzursuz olmuş ve kargaşa çıkmaya başlamıştır. Hümayun Şah’ın hesap işleri ile ilgilenen Monlâ Bî-kesî, boyunun kısa olması dışında Şah’a benzemekteymiş. Salı günü Monlâ Bî-kesî, bir büyük sofa üzerinde tahta geçirilmiş padişahın elbiseleri giydirip yüzünü sarmışlardır. Hoş-hâl Beg ve Mîr Münşî karşısında durup bütün sultanlar, mirzalar ve reaya padişahı görüp dua etmişlerdir. Ardından Şahın sıhhatine kavuşturduğu için bir doktora hilat giydirilmiştir.

Bu olayların ertesi günü Seydi Ali Reis, emirlere veda edip 23 Ocak–3 Şubat 1556 tarihleri arasında bir Perşembe günü Lahor’a doğru yola çıkmıştır. Sırasıyla, Sunipet, Panipet, Kırnala, Taniser ve Semani şehrine varmıştır. Seydi Ali Reis, geçtikleri yerlerde Hümayun Padişahı halkı selamlarken gördüğünü ve sağ olduğu haberini iletmiştir. Yoluna devam edip Sirhind yolu ile Maçvara ardından da Paçvara’ya varmış ve burada İndus Nehri’nin bir kolu olan Derya-yı Sultan-pûr’un karşı kıyısına gemilerle geçmiştir. Ancak burada atlı birlikler tarafından kuvvetli baskına uğrayınca 13 Şubat’ta tekrar Lahor’a dönmüşlerdir.

seydi sirhind
Sirhind’de Aam Khas Bahçesi girişi © Wikimedia Commons

Bu sırada Celalüddin-i Ekber Mirza (Ekber Şah) tahta çıkıp askere cülus dağıtmış ve başta Lahor olmak üzere hakimiyeti altında bulunan yerlerde kendi adına hutbe okutmuştur.

Seydi Ali Reis yeniden yola koyulunca Şahtan Kabil ve Kandehar’a hiç kimsenin gitmesine müsaade edilmemesine dair emir geldiğini söyleyen Lahor hakimi Mirza Şah gitmesine izin vermemiştir.

Seydi Ali Reis, Ekber Şah ile görüşmek için tekrar yola çıkmış ve Manküt kalesi önünde hem Şah ile hem de hanları ile mülakat etmiştir. Seydi Ali Reis, hemen Hümayun Şah’ın fermanı ile ölümüne tarih düştüğü dokunaklı bir gazel yazıp Celalüddin-i Ekber Şah’a sunmuştur.

Bu davranışdan memnun olan Celalüddin-i Ekber Şah, babasının fermanını görünce Seydi Ali Reis’in gitmesine izin vermiştir. Seydi Ali Reis’in yanına Kabil’e kadar eşlik etmesi için de bir miktar adam ve dört bey göndermiştir. Seydi Ali Reis, tekrar Lahor’a vardığında Şah Ebu’l-Meʿâlî’yi Lahor Kalesi’ne hapsetmişlerdir.

seydi vazir khan
Eski Lahore

Seydi Ali Reis Hindistan – Garip olaylar

Seydi Ali Reis, Hind diyarında görmüş olduğu garip olaylardan birini de şöyle anlatmaktadır;

“Keferesine, Ehl-i Gücerât-ı Bâniyân ve Ehl-i Hindûstân-ı Hindû dirler. Anlar kitâbî degüllerdür. Kıdem-i ʿâleme kâyillerdür. Biri ölse ölüsi dirisine yüklenüp deryâ kenârına gelüp ölülerin âteşe yakarlar. Er ölüp avret kalsa; eger amelden kalmış olsa, anı yakmazlar ve eger ere varmağa kâbil olsa anı hah-nâ-hah yakarlar. Avret kendü hüsn-i ihtiyârı ile yansa kavmi sâzlar ile şâdlıklar iderler. Eger Ehl-i İslâm’dan bir mikdâr kimesne cem olup yanmak isterken ellerinden darbî alsalar, anlarun mülki olur. Ayruk taleb itmezler. Anun içün pâdişâh cânibinden âdemler alup yanarken hâzır olurlar ki halk mâni olmaya.” “Kafirlerine, Gujarâtlı ve Hindistanlı kişilere Hindû derler. Bunlar kitâbî dinlere inanmaz. Alemin çok ötesine aitlerdir. Bunlardan birisi ölse ölüsünü taşıyıp su kenârına gelip ölülerini âteşte yakarlar. Erkek ölüp kadın geride kalsa; iş yapabilecek kadar genç ise onu yakmazlar ama başka erkekle evlemek isterse onu ister istemez yakarlar. Kadın kendi kararıyla yakılmak isterse toplum sâzlar çalıp şarkılar söyleyerek eğlence yaparlar. Eğer İslâm inancından kimseler toplanıp yanmak isterken ellerinden mallarını alsalar, onların mülkü olur. Ayrı bir şey taleb etmezler. O yüzden pâdişâh gibi varlıklı kişiler yanarken hâzır olurlar ki halk mâni olmasın.” demiştir.

Ardından yine kendisine tuhaf gelen başka bir olayı da “Muʿallem âhûlar olur. Şâhlarında birer kemend olup şikâr üzerinde vahşî âhûlara anları salarlar. Varıcak ol âhûlar kendü cinslerini görüp gelürler, baş başa virürler. Hemen söylenen kemendi onların boynuzuna geçirip kendileri düşerler. Ceylan hareket ettikçe kemend sıkılaşır. Kaçmaya kâdir olmaz. Varup dutarlar. Cemîʿi Diyâr-ı Hind’de âhûyı bu üslûb üzerine şikâr iderler ve beyâbânda bî-hadd kâvmişler olur. Anı dahı fil ile şikâr iderler. ” diye anlatmıştır. “Eğitilmiş Ceylanları vardır. Şâhlarında birer kement olup avlanırken vahşî ceylanlara onları salarlar. O ceylanlar kendi cinslerini görüp gelirler, baş başa verirler. Hemen söylenen kemendi onların boynuzuna geçirip kendileri düşer. Ceylan hareket ettikçe kement sıkılaşır. Kaçmayı engeller. Gidip tutarlar. Bütün Hindistanda ceylanları bu usül ile avlarlar. Çöl bölgelerinde hadsiz kişiler yaşar. Mandaları bile fil ile avlarlar.” 

Filin üzerine kaleye benzeyen bir yapı koyup içine adamlar girip sahrada avlanmak için gezerlermiş. Bu filler eğer kaçan bir öküzü yakalarsa iki dişleri ile boğazlarına bastırıp onu tutarlar sonra da avcılar gelip onu boğazlarmış. 

Bunun yanı sıra, Seydi Ali Reis bir de yaban öküzü hakkında bilgi vermiştir. Ancak yaban öküzünün gücünün diğer hayvanlara benzemediğinin hatta sadece dili ile atlı bir adamı devirebileceğinden bahsetmiştir. 

Hindistan’da görmüş olduğu tuhaf olayların anlatmakla bitmeyeceğini söyleyen Seydi Ali Reis, “Eger Diyâr-ı Hind’ün garâyibin zikr idersek sadetden çıkılur.” “Eger Hindistanın garipliklerinden söz edersek amacımızı kaybederiz.” diyerek gözlemlerinin sadece bu kadarını nakletmiştir.

Seydi Ali Reis hindistan
Av Sahnesi © Wikimedia Commons

Yazının devamı : http:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
İsminizi yazın