Ortaçağda dünyanın her yerindeki hükümdarlar her zaman erkekti. Avrupa’daki birçok imparatorlukta hükümdarın arkasında mutlaka bir kadının gücünün bulunduğu da söylenir. Zaman zaman bu güçlü kadınlar görünür olup yönetimi de ele almışlardır. Aynı durum Hindistanda da geçerliydi. Erkek hükümdarların yanında yönetimde söz sahibi olmuş ve savaşlarda kahramanlıklar göstermiş pek çok kadın figür olmuştur.
Ortaçağda kadın hükümdarlar
Ekteki yazımızda Hindistandaki tanınmış kadın hükümdarları ve kadın kahramanları anlatıyoruz.
Razia Sultana (1205-1240)
Khalji hanedanının hükümdarıydı ve 1299’da Delhi’yi bir Moğol istilasından kurtarmasıyla tanınır.
Khalji hanedanının lideri İltutmuş, 1231’de Gwalior seferine çıkarken kızı Razia’yı Delhi’nin yönetiminden sorumlu olarak geride bıraktı. Razia bu görevi o kadar iyi yerine getirdi ki İltutmuş bir kadın olmasına rağmen onu veliaht olarak ilan etti.
Razia Sultanı destekleyen Türk soylular onun göstermelik bir lider olmasını bekliyorlardı, ancak o, gücünü giderek daha fazla ortaya koydu. Razia, yönetiminin başlarda purdah sistemini uygulamıştır. Buna göre, tahtı saraylılardan ve halktan ayıran bir perde kurulmuştu ve bunun etrafı kadın muhafızlarla çevriliydi. Raziya halkın karşısına geleneksel erkek kıyafetleri giyerek, pelerin (qaba) ve şapka (kulah) takarak çıkardı.
Razia’nın Delhi tahtına yükselişi sadece bir kadın olduğu için değil, aynı zamanda halkın desteğini sağlamış olması bakımından da benzersizdi.
Önemli görevlere Türk olmayan subayları ataması, Türk soyluların kendisine kızgınlık duymalarına yol açtı. Raziya, dört yıldan az bir süre hüküm sürdükten sonra 1240’ta bir grup soylu tarafından tahttan indirildi. Ortaya çıkan karışıklıklar sonunda Hindular tarafından 15 Ekim 1240 tarihinde öldürüldü.
Razia’nın mezarı Old Delhi’de Turkman Kapısı yakınlarındaki Mohalla Bulbuli Khana’da bulunmaktadır. İbn Batuta, Razia’nın mezarının bir hac merkezi haline geldiğinden bahseder. Kabrin üzerine bir kubbe inşa edilmişti ve insanlar burayı ziyaret ederek inayet elde etmeyi umuyorlardı.
Razia’nın mezarının yanında kız kardeşi Şaziye’ye ait olduğu söylenen bir başka mezar daha bulunmaktadır.
Günümüzde mezar alanı çok ihmal edilmiş durumdadır. Hindistan Arkeoloji Kurumu mezarın yıllık bakımını yapmaktadır, ancak etrafı yasadışı yapılarla çevrili olduğu ve sadece dar bir yoldan ulaşılabildiği için daha fazla güzelleştirilememiştir. 20. yüzyılın sonlarında, müslüman cemaat tarafından mezar yakınına bir cami inşa edilmiştir.

Didda (980-1003)
Keşmir’i otuz yılı aşkın bir süre yöneten güçlü bir kraliçeydi. Saltanatı Maurya imparatorluğunun efsanevi lideri Chandragupta’nınkiyle kıyaslanacak kadar güçlüydü. Didda, hükümdarlığı sırasında, Keşmir’in sınırlarını genişletmek ve yeni yasalarla düzenlemeler getirmek de dahil olmak üzere birçok önemli başarıya imza atmıştır.
Didda, Lohara Kralının kızıydı ve anne tarafından Kabil’in Hindu Şahlarından birisinin torunuydu. Keşmir Kralı Ksemagupta ile evlendi ve böylece Lohara Krallığı’nı eşininkiyle birleştirdi. Ksemagupta öldüğünde Didda naip oldu ve gücünü daha etkin bir şekilde kullandı. İlk görevi, kendisine karşı isyan yapmayı planlayan bakanlardan ve soylulardan kurtulmaktı. Didda, sadece yakaladığı isyancıları değil, ailelerini de idam ettirerek acımasız bir tavır sergiledi.
972’de kral öldüğünde yerine henüz küçük bir çocuk olan oğlu Nandigupta geçti ve Didda tekrar naip oldu. Ayrıca bu dönemde Tunga adında bir sevgili edinmiş ve basit bir çoban olmasına rağmen, Tunga’yı başbakanlığa getirmişti.
Didda, ölümüne kadar Kraliçe olarak hüküm sürdü. Hindistan tarihindeki çok az sayıdaki kadın hükümdaran biridir. Keşmirli Katerina olarak da bilinirdi. Didda, Gazneli Sultan Mahmud’un akınlarından on yıl önce, 1003 yılında ölmüştür. Hükümdarlığı sırasında hiç bir komşusu ile çatışmaya girmemiştir.

Jijabai (1598-1674)
Maratha İmparatorluğu’nun kurucusu olan Shivaji’nin annesiydi ve çok etkili bir kraliçeydi. Son derece dindar bir kadın olarak bilinirdi. Oğlu Shivaji’ye dini görevlerin önemini aşıladı ve Hindu dinine karşı saygı duymasını sağladı.
Jijabai, 12 Ocak 1598’de Maharastra’nın Buldhana bölgesindeki Sindkhed Raja’da dünyaya geldi. Erken yaşında Nizam’a bağlı bir askeri komutan olan Maloji Bhosle’nin oğlu Shahaji Bhosle ile evlendirildi.
17 Haziran 1674’te Raigad Kalesi yakınlarındaki Pachad köyünde öldü. Bu tarih, oğlu Chatrapati Shivaji’nin taç giyme töreninden sadece on bir gün sonraydı.

Nur Cihan (1577-1645)
Babürlülerin en güçlü sultanlarından biriydi. Hindistan’da sanat ve kültürü himaye etmesiyle tanınıyordu.
Nur Cihan, Mehr-un-Nisa adıyla 1577 yılında Kandahar’da, İran kökenli, soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Gıyas Bey ülkedeki koşulları dayanılmaz bulmuştu. İmparator Ekber’in çekim gücüne kapıldı ve Babürlü ticaretinin, endüstrisinin ve kültürel dünyasının merkezi olan Hindistan’a taşınmayı seçti.
Hindistana giderken soyguna uğradılar. Aile o kadar fakir bir hale geldi ki yeni doğan bebeğe -Nur Cihan- bakamayacaklarından korkuyorlardı. Aile, daha sonra İmparator Ekber’in hizmetine kabul edildi. Kabil vilayetine divan (hazinedar) olarak atandı. Gıyas Bey, iş becerileri sayesinde hızla yükseldi, Ekber tarafından İtimad-ud-Daula ‘Devletin Direği‘ unvanıyla ödüllendirildi.
Ghiyas Beg, kızı Mehr-un-Nisa’nın (geleceğin Nur Cihan’ı) mümkün olan en iyi eğitimi almasını sağladı. Arap ve Fars dillerinde, sanatta, edebiyatta, müzikte ve dansta çok bilgili bir hale geldi. 1611 yılında Nevruz kutlamaları sırasında İmparator Cihangir ile tanıştı, Cihangir ona aşık oldu ve evlendiler. Bu, Nur Cihanın ikinci evliliğiydi ve o tarihte otuz dört yaşındaydı ve Cihangir’in yirminci ve son yasal eşi oldu.
Nur Cihan’ın yönetimdeki becerileri çok yüksekti. Eşinin yokluğunda İmparatorluğun sınırlarını korumakta, aile kavgalarında, isyanlarda ve Cihangir’in ölmeden önce bir varis gösterememesinin yol açtığı veraset kavgası sırasında büyük mücadele etti.
1626 yılında Cihangir Şah, Keşmir’e giderken isyancılar tarafından ele geçirildi. Bir filin üzerinde savaşa giren Nur Cihan, eşinin serbest bırakılması için duruma bizzat müdahale etti. Savaş sırasında Nur Cihan’ın bineği vuruldu. Planının başarısız olduğunu anlayan Nur Cihan teslim oldu ve eşiyle birlikte esir alındı. İsyancılar Nur Cihan’ın yaratıcılığını ve zekâsını fark edememişti. Çok geçmeden ellerinden kaçarak bir ordu kurmayı başardı. Eşi Cihangir ise kurtarıldıktan kısa bir süre sonra öldü.
Nur Cihan, yeni İmparator Şah Cihan’ın emriyle ev hapsine alındı ve hayatının geri kalanını kızı ve torunuyla birlikte Lahor’da geçirdi. Üçü birlikte çok sade bir hayat yaşadı. Kendisine yıllık 200 bin rupi maaş veriliyordu. Nur Cihan, bu dönemde babasının Agra’da yapımına başladığı ve günümüzde Itmad-ud Daulah türbesi olarak bilinen anıt mezarının tamamlanmasına nezaret etti. Bu türbenin mimarisi Tac Mahal’e ilham kaynağı olmuştur. Bazı kaynaklarda “Baby Taj” olarak isimlendirilir.
Nur Cihan 1645’te 68 yaşında öldü. Lahor’da kendi yaptırdığı Shahdara Bagh’daki türbesine gömüldü. Mezarının üzerinde şu kitabe yazılıdır:
“Bu zavallı yabancının mezarında ne lamba ne de gül olsun.
Ne kelebeğin kanadı parlasın ne de bülbül ötsün.”

Rani Durgavati (1524-1564)
Rani Durgavati, Babür İmparatoru Ekber’ın güçlerine karşı savaşan ve Gondwana krallığını savunurken savaşta ölen cesur bir savaşçı kraliçeydi. Gondwana Kralı Sangram Şah’ın oğlu Dalpat Şah ile evlenmiştir. Kral Dalpat Şah, Veliahtı henüz 5 yaşındayken öldü. Eşi Kraliçe Durgavati, yeni kralın naibi olarak Gondwana krallığını yönetti.
1562’de Ekber, komşu bölge olan Malwa’yı fethetti ve burayı bir Babür bölgesi haline getirdi. Rani’nin devlet sınırı Babür İmparatorluğu’na temas etmiş oldu. Babür Generali Asaf Han Gondwana’nın zenginliğini ele geçirmek için istilaya başladığına, ülkesini tüm gücüyle savunmaya karar verdi. Rani, utanç verici bir hayat yaşamaktansa saygın bir şekilde ölmenin daha iyi olduğunu savunmuştur.
Savaşta Babür güçlerinin eğitimli askerleri ve modern silahları öne çıktı. Rani Durgavati tarafında ise eski silahlara sahip az sayıda eğitimsiz asker vardı. Rani danışmanlarıyla stratejisini gözden geçirdi. Babür kuvvetlerine karşı geceleri gerilla saldırıları yapmaya devam etmek istiyordu, ancak şefleri onun cesaretini kırdı ve istilacı kuvvetlerle doğrudan savaşa girilmesi konusunda ısrar etti. Babür generali Asaf Han savaşa büyük silahlarla hazırlandı. Rani, fili Sarman’a bindi ve savaş için ordunun başına geçti. Oğlu Veliaht Prens Vir Narayan da bu savaşta yer aldı. Savaş sırasında Rani bir okla ağır yaralandı. Başka bir ok da boynunu delmişti. Yenilginin yakın olduğunu anladı. Savaş alanını terk etmesini gerekiyordu ama o bunu reddetti ve hançerini çıkararak kendini öldürdü.

Kittur Rani Chennamma (1778 – 1829)
Rani Chennamma, krallığını İngiliz güçlerinin pençesinden korumak için savaşan cesur bir kraliçeydi, sonunda onlara karşı savaşta hayatını kaybetti ancak yaşamı birçok Hintli devrimciye ilham kaynağı oldu.
Kittur Chennamma 1778’de Karnataka eyaletinin küçük bir köyünde doğdu. Genç yaştan itibaren binicilik, kılıç dövüşü ve okçuluk eğitimi aldı. Dönemin Rajası Mallasarja ile 15 yaşında evlendi.
Raja, 1816’da öldü ve onu tek oğlu ve bir devletle başbaşa bıraktı. Bunu 1824’te oğlunun ölümü takip etti. Rani Chennamma Kittur eyaletinin İngilizlere karşı bağımsızlığını korumak için zorlu bir görevle karşı karşıya kaldı. 1824 yılında Shivalingappa isminde bir genci evlat edindi ve onu tahtın varisi yaptı. Bunu İngiliz yönetimi kabul etmedi.
Bu durum, daha sonraları bağımsız Hint Devletlerini ilhak etmek için İngilizler tarafından uygulamaya konulan ve bağımsız bir devletin hükümdarının çocuksuz ölmesi halinde devleti yönetme hakkının sona ereceği fikrine dayanan doktrinin öncülü olarak görülmektedir.
1823 yılında Rani Chennamma, Bombay Eyaleti Valisine bir mektup göndererek davasını savundu, ancak talebi geri çevrilmiş ve savaş patlak verdi.
Savaşın ilk aşamasında, İngiliz kuvvetleri ağır kayıplar verdi. İkinci saldırı sırasında İngiliz seçkinleri ve bazı üst düzey komutanlar öldürüldü. Rani, yakalandı ve hapsedildi. Sağlığının bozulması sonucunda 1829’da öldü.
Chennamma’nın büyük mücadelesi ve kahramanlık mirası Kittur’da her yıl 22-24 Ekim tarihlerinde düzenlenen Kittur Utsava törenleri sırasında anılmaktadır.

Ahilyabai Holkar (1725 – 1795)
Maratha İmparatorluğu’nun en başarılı hükümdarlarından birisi olarak kabul edilen Ahilyabai Holkar, hükümdarlığı sırasında pek çok eğitim kurumu ve tapınak yaptırdı. Ortaçağ Hindistan’ında sanat ve kültürün önemli bir hamisi oldu.
Ahilyabai Holkar, Indore şehrinin yönetici kraliçesiydi. Hindistan tarihinin sevilen bir figürü olan Ahilyabai, iyi yönetim, sosyal refah ve insani yardım çalışmalarının yanı sıra dini, eğitimsel ve kültürel konularda ilerlemeci çalışmalar yapmıştır. Çeşitli tapınaklar, Ghatlar ve Dharamshalalar yaptırarak Hint mimarisinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ahilyabai’nin hayırsever bağışları Hindistan’ın dört bir yanına yayıldı. Sadhvi ya da kutsal kadın adıyla hatırlanan Ahilyabai, kocasının ve iki çocuğunun kaybı da dahil olmak üzere hayatta karşılaştığı bütün zorluklar karşısında asla üzülmedi. Sabrı, inancı ve Hint kültürünün yücelmesini savunmasıyla ün yapmıştır.
Kocası Khanderao Holkar ve kayınpederi Malhar Rao Holkar’ın ölümlerinden sonra Ahilyabai, Holkar hanedanının bütün işlerini üstlendi. İndore şehrini istilalara karşı savundu ve kayınbiraderi Tukoji Rao Holkar’ın komutanı olarak görev yaptığı ordularda savaşları bizzat yönetti.
Malhar Rao 1754’ten itibaren Ahilyabai’yi diplomasi tartışmalarına, krallığın mali meselelerine ve Babür İmparatorluğu ile ilgili sorunlara aktif olarak dahil etmişti. Evlilik hayatı boyunca Ahilyabai’ye doğru değerlere sahip olmayı öğrettiği kabul edilen kayınvalidesi Gautama Bai tarafından yetiştirildi.
Ahilya Bai, Indore şehrini ilerici bir şehre dönüştürdü ve burada üniversiteler inşa etti. Günümüzde Indore havalimanına Devi Ahilya Bai Holkar Havalimanı adı verilmiştir. Indore şehri üniversitesi de Devi Ahilya Vishwavidyalaya adını taşır. Varanasi’deki Kashi Viswanath tapınağı, Chola’daki Gouri Somnath tapınağı ve Varanasi’deki Dashashwamedh Ghat’ın inşası gibi birçok ünlü tapınağın onarımı ve yapımında önemli rol oynamasıyla tanınmaktadır.
Holkar ailesi, kişisel ve ailevi harcamalarını karşılamak için kamu parasını kullanmaktan kaçınırdı. Özel mülkleri aracılığıyla biriktirdikleri kişisel servetlerine sahiptiler. Yaptırdıkları hayır kurumlarının masraflarını her zaman kendi servetlerinden karşıladılar.
Ahilyabai 1795’te 70 yaşında öldü. Yerine başkomutanı ve kayınbiraderi Tukoji Rao Holkar geçti.
Hindistan Devleti 25 Ağustos 1996 tarihinde Ahilyabai onuruna bir anma pulu çıkarmıştır.
13 Mart 2024’te Maharashtra eyalet hükümeti Ahmadnagar kentinin ismini Ahilyanagar olarak değiştirdi.

Chand Bibi (1550 – 1599)
Chand Bibi Hindistan tarihindeki en cesur kadın hükümdarlardan birisi olarak kabul edilmektedir. İbrahim Adil Şah II’nin azınlık döneminde Bijapur Sultanlığı’nın naipliğini yapmıştır. Chand Bibi, İmparator Ekber’in Babürlü kuvvetlerine karşı Ahmednagar’ı savunmasıyla bilinir.
Chand Bibi, I. Hüseyin Nizam Şah’ın kızıydı. Arapça, Farsça, Türkçe, Marathi ve Kannada dillerini biliyordu. Sitar çalardı ve çiçek boyama hobisi vardı. Bijapur Sultanı I. Ali Adil Şah ile evlendirildi. Adil Şah, iktidarını Sünni soylular, Habşiler ve Deccaniler arasında paylaştırmıştı. Ancak Ali Adil Şah’ın kendisi Şiileri destekliyordu. 1580’de Ali Adil Şah’ın ölümünden sonra Şii soylular dokuz yaşındaki yeğeni II. İbrahim Adil Şah’ı hükümdar ilan etti.
1591 yılında Babür İmparatoru Ekber, dört Deccan sultanlığından kendi üstünlüğünü kabul etmelerini istemişti. Sultanlıklar bunu reddedince Ahmednagar kentini işgal etti. Chand Bibi, Ahmednagar kalesini başarıyla savundu. Daha sonra Babürlü komutanı Şah Murad, Chand Bibi’ye bir elçi göndererek Berar’ın bırakılması karşılığında kuşatmayı kaldırmayı teklif etti. Chand Bibi Berar’ı bırakarak barış yapmaya karar verdi.
Chand Bibi, yeğenleri II. İbrahim Adil Şah ve Muhammed Quli Khan ile Babür kuvvetlerine karşı birleşti. İbrahim Adil Şah bu birliğe 125 bin kişilik bir katkı yaptı. Daha sonra Golconda’dan 6 bin kişilik bir kuvvet daha katıldı.
Chand Bibi, Ahmednagar kalesini tekrar savundu. Ancak etkili bir direniş gösteremedi ve tekrar müzakereler yapmaya karar verdi. Bu sırada Chand Bibi’nin Babürlülerle anlaştığı şeklinde bir yalan haber yayıldı. Chand Bibi kendi askerlerinden oluşan öfkeli bir kalabalık tarafından öldürüldü. Ölümünden ve dört ay süren bir kuşatmadan sonra Ahmednagar, Babürlü kuvvetleri tarafından ele geçirildi.
Chand Bibi’nin cenazesi daha sonra Şii inancı nedeniyle İran’da Meşhed şehrine getirilerek İmam Rıza türbesinin yanına gömüldü.








