Alemgir Şah

0
220
Alemgir Şah

Doğumu : 1618 Dahod – Gujarat
Tahta çıkışı : 1658
Ölümü: 1707 – Ahmednagar
Tahtta kaldığı süre : 49 yıl

Yaşam tarzı

Âlemgir sarayda rahat bir hayat yaşamak yerine savaşlarda bulunmayı tercih ederdi. Sanat ve kültür işleriyle de uğraşmazdı, döneminde birçok minyatür sanatçısı Babür sarayından ayrılmak zorunda kaldı. Hemen hemen hiç bir süs ve takı kullanmazdı. Sürekli olarak oruç tutardı. Batılı gezginlerden birinin bildirdiğine göre geceleri yatakta değil, yerde bir kaplan postu üzerinde uyurdu. Hayata yaklaşımı dindarlık ve sadelik üzerineydi. 

alemgir kuran 1
Alemgir Kuran okurken

Tahta Geçişi

1658 tarihinde Delhi’de kendi adına hutbe okutarak imparatorluğunu ilan etti. Bu sırada babası Şah Cihan halen hayattaydı. Rakipleri olan kardeşlerini ortadan kaldırmak zorundaydı ve bu işe girişti. Dara Shikoh, hazinenin büyük kısmıyla birlikte Multan civarındaydı, ağabeyiyle savaşa girişmeden kaçtı ve Rajputlarla bir anlaşma yaptı. Aurangzeb, Rajput komutanlardan birini kendi yanına çekince Dara Shikoh yalnız kaldı. Ajmer yakınlarındaki savaşta yenilince, güneye kaçtı. Daha sonra yakalanarak Delhi’ye getirildi, halk arasında dolaştırıldıktan sonra idam edildi.

Öteki kardeşi olan Şah Suja ve ordusu kolay bir mücadele ile yenildi. Şah Suja kaçarken korsanların eline esir düştü ve öldürüldü. Üçüncü kardeşi Murad’ın üzerine yürüdü. Savaş yapılmadan önce Murad ile görüşmek istedi ve bir yolunu bularak onu esir etti. 

alemgir durbar
Durbar töreni sırasında sarayda © Wikimedia Commons

Tutucu İslam anlayışı

Aurangzeb 1659’da babası Şah Cihan ölünce tahta oturduğunu ikinci defa ilan etti. Bu tarihten sonra Âlemgir ismini kullanmaya başladı. İlk uygulamaları din üzerine oldu. Müslümanların haklarını genişletirken Hinduların aleyhine yeni kurallar getirdi. Gündelik yaşamında tutucu bir Müslüman karakteri çizmeye başladı. 

İmparatorun her sabah sarayın penceresinden halka görünmesi geleneğini “kişiye tapma” şeklinde algılanıyor diye kaldırdı. Hayatının not tutularak yazılmasına son verdi. Sarayda müzik çalınmasını yasakladı. Erkeklerin uzun etek giymelerini kadınsı görünüyor diye yasakladı. Alkol kullanımı tabii ki yasaktı; bir tür uyuşturucu olan “Bhang” kullanımı bile bütün ülkede yasaklandı.

Ekber zamanında Müslüman olmayanlardan alınan Dhimmi ve Cizye gibi vergilerden Hindu olanlar muaf tutulmuştu. Âlemgir bu muafiyetleri kaldırıp Hinduları yeniden vergiye bağladı.

İlk seferini Rajasthan Bölgesine yapan Âlemgir, buradaki Rajput sultanlarıyla mücadeleye girişti. Önceleri başarılı oluyordu, ancak kendi oğlu Prens Ekber, Rajput’lardan bir grupla anlaştı ve babasının ordusuna karşı savaşa girmeye hazırlandı. Âlemgir çok akıllıca bir taktikle hem Rajputları hem de Prens Ekberi tuzağa düşürdü. Ekber, Güney Hindistan’a kaçarak hayatını kurtardı, ama birçok Rajput savaşçısı bu sırada öldürüldü.

alemgir saray
Saraylılarla görüşürken © Wikimedia Commons

Shivaji ile mücadelesi

Âlemgir, Kuzey Hindistandaki sorunlarla 23 sene boyunca meşgul olurken Bombay ve civarında yaşayan Shivaji adında Marathalı bir genç, kahramanlıklarıyla dikkati çekmeye başladı. Shivaji, uyguladığı gerilla taktikleriyle bölgede ün kazanmış ve Hinduların lideri olmaya başlamıştı. 900 yıl boyunca işgal altında olan Hindistan’ın Hindu çoğunluğu, kendi içlerinden bir lideri en sonunda çıkarabilmişti. Birçok tarihçiye göre bu olay, Hindistan’ın bağımsızlığına açılan yolun başlangıcıydı.

Shivaji’nin peş peşe kazandığı birkaç başarı şöyleydi. Bijapur’un komutanı Afzal Hanı kendi elleriyle öldürdü. Âlemgir’in amcası Şayeste Han’ı Pune’deki kendi sarayına gizlice sızarak yaralamayı ve oradan sağ olarak ayrılmayı başardı. Bölgenin zengin şehri olan Surat’ı kuşattı ve ele geçirdi.

Âlemgir’in gönderdiği daha büyük bir orduyla giriştiği mücadelenin sonunda Shivaji bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Bu anlaşmaya göre Alemgir, Shivaji’nin elinde bulunan bazı kaleleri tanıyacak ama Shivaji Agra’ya gelerek ittifak yapacaktı. Shivaji, Agra’ya gidip gitmemekte güvenlik nedeniyle kararsızdı. En sonunda ikna oldu. Kraliyet sarayında yapılan tören sırasında paniğe kapılarak hediyelerini almadan kaçtı. Ceza olarak gözaltına alındı, üç ay sonra saraydan kaçmayı başarıp tekrar Güney Hindistan’a gitti. Böylece Shivaji’nin ünü daha çok arttı.

Shivaji bugünkü Maharashtra eyaleti ve Mumbai şehri civarında bir Hindu devleti kurdu, burayı kendi liderliği altında 10 yıl süreyle ayakta tuttu. Maratha devleti Shivaji’nin ölümünden sonra da gücünü korudu.

alemgir shivaji
Shivaji ile sarayında © Wikimedia Commons

Güney Hindistanın fethi

Âlemgir, Güney Hindistan’da sorun çıkartan üç yeri denetim altına almaya karar verdi. 1686 yılında uzun bir kuşatmadan sonra Bijapur şehrini ele geçirdi. Aynı sene Golconda bölgesi ve Haydarabad şehri üzerine yürüdü. İkisini de ele geçirdi. Maratha tahtında oturan Shivaji’nin oğlunu da yenerek Güney Hindistanı tamamıyla kendi topraklarına kattı.

Âlemgir, Mughal döneminin en geniş topraklarına böylece sahip olmuştu. Ancak Hindu milliyetçiliği artık uyanmıştı ve liderini kaybetmiş olsa bile direniş hareketi her yerde ortaya çıkmaya başladı. Mughal ordusunun ele geçirdiği kaleler, onlar ayrıldıktan kısa süre sonra tekrar düşmanın eline geçiyordu. 

alemgir mughal
Alemgir döneminde Hindistan © Wikimedia Commons

Ölümü

Bu sıralarda imparator 80 yaşına gelmişti. Tepeden tırnağa beyazlar giyinirdi, bir elinde hiç elinden bırakmadığı Kuran-ı Kerim ile kuşatmalarda en ön saflarda bulunuyor ve askerlerine cesaret veriyordu. 

Güney Hindistan’daki fetihlerle meşgulken kuzeyde otorite boşluğu doğmaya başladı. Bazı yerel kabileler soygunlar yapıyordu. Bunu önlemek için imparatorluk hazinesi kervanlarla güneye taşınmaya başladı. Bu sırada birçok kervan ortadan kayboldu. 

Âlemgir, her zaman “tek adam” rolünü oynamıştı. İleri yaşına gelmesine rağmen etrafında güvenebileceği hiç kimseyi bırakmamıştı. Kendi oğulları bile çeşitli nedenlerle yıllarca hapiste tutulmuş ve hiçbir zaman tahtın varisi olacak kadar güçlenmelerine fırsat verilmemişti. 

1705 yılında imparator 87 yaşındayken ciddi şekilde hastalandı ve tahtırevan ile taşınarak Ahmednagar’a getirildi. Bu sırada imparatorluk Kuzey Hindistan’dan çekilmeye başladı. İmparatorun ölüm döşeğinde olduğu belli olduğunda bir oğlu Kam Bahş, Bijapur’u almaya, öteki oğlu Azim ise Malwa’yı ele geçirmeye yönelmişti.

Âlemgir’in öleceği belli olduktan sonra son istekleri yerine getirildi. Özellikle bir “cuma” günü ölmek istiyordu, bu gerçekleşti. Cenazesi için devlet hazinesinden bir kuruş bile harcanmayacaktı. Kendi elleriyle ördüğü namaz takkeleri daha önce satılmış ve buradan 4.5 Rupi kazanılmıştı. Kendi el yazısıyla bir Kuran Kerim yazmıştı. Bu da 305 Rupiye satıldı ve cenaze masrafları buradan karşılandı.

Âlemgir’in türbesi, kendi adını taşıyan Aurangabad yakınlarında bir köyde ve hiçbir süsü ve işlemesi olmayan, üzeri açık, sade bir yer olarak hazırlandı. Âlemgir böyle olmasını istemişti. Türbenin bulunduğu yerde cemaat halen sürekli olarak Kuran-ı Kerim okur ve büyük hükümdarın ruhunu teskin etmeye çalışır.

alemgir türbesi
Alemgir türbesi © Wikimedia Commons

Hindistan’daki Mughal im­pa­ra­tor­luğu, İn­gi­liz­’le­rin Âlemgir’in torunu Bahadır Şah Zafer’i ve onun da oğullarını Burma’da sürgünde idam et­me­le­riy­le son bul­muş­tur.

Sonuç

Yetenekli bir askeri lider ve yönetici olan Aurangzeb, kendisinden önceki hükümdarların birçoğunun sorunu olan sefahate yönelme ve madde bağımlılığı gibi zayıflıklardan uzak durmayı başarmış ciddi nitelikli bir hükümdardı. Babür İmparatorluğu’nu en geniş coğrafi boyutuna ulaştırdı. Güney sınırını Deccan’dan Tanjore’a kadar genişletti. Ancak onun dönemi, imparatorluğun çöküşünün başlangıcını da gördü. Önceki hükümdarlardan daha katı bir Müslüman olarak, çoğulculuğu ve toplumsal uyumu gözeten dini hoşgörü politikalarının çoğuna son verdi.

Saltanatı ilerledikçe, imparatorluk içindeki olaylar giderek kaotik hale geldi. Tarımdaki ağır vergiler ve uygulanan dini ayrımcılıklar isyanlara yol açtı. Aurangzeb bu ayaklanmaların çoğunu bastırdı, ancak bunu yapmak askeri ve mali kaynakları zorladı. Aurangzeb 1707 yılında öldüğünde, imparatorluk hala sağlamdı, ancak yaklaşık 50 yıllık saltanatı sırasında ortaya çıkan kaos kendisinden sonra gelenlerin çözemeyeceği boyutlara ulaşmıştı. Bu durum imparatorluğun kademeli olarak parçalanmasına ve çökmesine neden oldu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
İsminizi yazın