Makedonyalı Büyük İskenderin Hindistana yaptığı sefer, Dünya tarihinin dönüm noktalarından birisidir. Böylesine büyük çaplı bir ordunun M. Ö. 300’lü yıllarda binlerce kilometre uzaklıktaki bir yere sefer yapabilmesi inanılmaz bir başarıdır. İskender, Hindistanı fethedememiş, ama bu sefer sayesinde Yunan Sanatı ile Budist sanatı karşılaşmış, Vedik inanç ile eski Yunan dinleri birbiriyle karışmıştır. İskenderin Hindistan seferini bir de bu yönüyle inceleyelim.
İskenderin Hindistan Seferi öncesi
İskender’in Hindistan’a seferi başarılı olmadı. İskender’in arzusu yeni topraklar keşfetmek ve Dünya’nın sonuna ulaşmaktı. Ancak seferinin sınırlarını araştırmak için yeterli zamanı yoktu.
Büyük İskender, İran’ı yendikten sonra Hindistan’ı yöneldi. Kendisine Hindistan’ın kolay bir hedef olmadığı ve Asur kraliçesi Kiros gibi birçok ünlü fatihin bu yollarda yenilip öldürüldüğü bilgisi verildi. Ayrıca Asur kraliçesinin Hindistan’a yüksek eğitimli 400 bin askerle gittiği ve bunlardan sadece 20’sinin geri dönebildiği anlatıldı. Buna rağmen İskender hala Hindistan’ı fethetmek istiyordu. Bu anlatılanlar İskender’i korkutmamıştı. O, sadece Hindistan’ı ezerek rekor kırmak istiyordu.
İskender, Hindistan’da karşılaştığı askerler hakkında annesine şöyle yazmıştı: “Her karış toprağın çelikten bir duvar gibi askerimin karşısına dikildiği ‘Leonine’ (aslan gibi) cesur insanların ülkesindeyim. Siz dünyaya sadece bir İskender getirdiniz ama bu topraklardaki her anne dünyaya bir İskender getirmiş.”

Hindistan’dan aldıkları
Büyük İskender’in Hindistan’dan aldığı üç şey vardı.
Askeri açıdan Büyük İskender, Hindistan’da aciz duruma düşmüştür. Mücadelesi sadece savaştığı düşman olan Raja Porus’un krallığını genişletmeye yaramıştır.
İkincisi, Büyük İskender dünyada bazı ülkelerin kolay fethedilemeyecek kadar muazzam nüfuslara sahip olduğu gerçeğini anlamıştır.
Üçüncü olarak da İskender, dünyadaki en değerli şey olan bilginin değerini Hindistan’da anlamış ve imparatorluk kurmanın ana faktörü olarak diplomasiyi yeni bir bakış açısıyla yorumlamanın gerekli olduğunu görmüştür.
Hindistan’dan alınan bu dersler sonucunda Batı’nın Doğu’ya bakışı değişmiştir.

İran’ın fethi
Büyük İskender İran’daki Pers İmparatorluğu’nu fethettiğinde Hint Uygarlığı ile ilk defa temas etti. Persler ve uygarlıkları Hindistan kültürüne çok yakındı. Pers dili Kuzey Hint dillerine daha da yakındı. Pers sarayında ve ordusunda Hintliler de bulunuyordu. Büyük İskender, Pers ülkesini kolayca fethettiğine göre Hindistan’ı fethetmenin de kolay olacağını düşünmekteydi.
İskender kendisine yeni bir ordu kurdu. Bunun nedeni, İran Seferi’nde kendisine katılan Özgür Birleşik Yunan Ordusu’nun dağıtılmış olmasıydı. Bu ordudaki Yunan birlikleri evlerine geri döndü. Asker kayıpları fazlaydı. Bazı askerler ağır yaralanmış ve bazıları da yaşlanmıştı. Bu yüzden İskender, Baktriyalı (günümüz Afganistan) genç soyluları, Makedon Falanks savaşçıları ve hatta Makedon Ağır Süvarilerini Yeni Ordu’ya aldı.
Ancak bu Yeni Ordu tam olarak Özgür Ruhlu bir Ordu değildi ve Hindistan’a yapılacak olan seferin amacı da net değildi. Ayrıca bu Yeni Ordu, Makedon Eski Muhafızları gibi İskender’e gönülden bağlı değildi.

Hindistana giriş
İskender Hindistan’a yapacağı seferin nasıl gelişeceğini öngöremiyordu. Askerler Kuzey Hindistan’a ulaştığında, pek çok şaşırtıcı şeyle karşılaştı. Hindistan, İran’ın aksine hiç işgal görmemiş koca bir coğrafyaydı. Hindistan’ı kara yoluyla fethetmek çok zordu. Ayrıca Hindistan coğrafyası, hiçbir zaman bir dış güç tarafından yenilgiye uğratılmamıştı.
Her Raja, engebeli topraklarında savaş konusunda tecrübeli ordular bulunduruyordu. Hintliler fillerin hem süvari olarak hem de bağımsız olarak savaşta kullanılması şeklinde yeni askeri stratejiler geliştirmişti. Ayrıca birçok File ve Kaplana, çeşitli uyuşturucu bitkiler verilerek sarhoş ediliyor, savaş sırasında bu vahşi hayvanlar aralıklarla serbest bırakılıyordu. Bunlara Yunanlıların savaş düzeninde karşı koymak büyük bir sorundu.

İlk savaşlar
İskender Hint dünyasının dış bölgelerine ulaştığında direniş başladı. Gözcüler yerel Rajaları hemen haberdar ediyordu. İlk Massaga savaşında İskender yaralandı ve hemen geri çekildi. Bir Truva Atı oyunu oynadı ve barış istiyor gibi göründü. Sonra sürpriz bir şekilde saldırdı ve bir kaleye sığınmış olan 17 bin sivili katletti. Bazira ve Ora’da meydana gelen ikinci savaşta da benzer teknikler kullandı.
Artık Porus Krallığı’na doğru ilerliyordu. Ancak burada işler daha da zorlaşacaktı. Çünkü artık karşısında çok daha kalabalık bir nüfus vardı. Porus Krallığı’nın arkasında ise Pencap bulunuyordu. Yunanlılar henüz neye doğru yürüdüklerini anlamamışlardı. Persler kral Porus’a Yunanlıların taktikleri hakkında bilgi vermişti. Ayrıca Porus, krallığını ne pahasına olursa olsun savunmaya hazırdı. Başarısız olsa bile beş mihraceden oluşan bir koalisyonun devreye gireceğini ve İskender’in ilerleyişini durdurmaya hazır olduğunu biliyordu.
Porus, İskender’in ordusunun Jhelum nehrini geçmesini ve kendi kuvvetleriyle çarpışmasını bekliyordu. İskender’in birlikleri biraz zayıflamıştı ama hâlâ çok güçlüydü. İskender Jhelum’u geçerken Raja Porus ordularını harekete geçirdi.

Hydaspes Savaşı
İskender Kral Porus’u Hydaspes Savaşında yendi, İskender ordusunun ruhu artık onunla birlikte değildi. İskender bu birliğin Hindistan’ın daha büyük başka bir krallığını fethetmek için yeterli olmayacağını anladı. Zaten Yunan ordusu ormanda ve tropikal iklimlerde savaşmaya alışık değildi, sivrisineklerle ve o zamana kadar bilmedikleri hastalıklarla uğraşıyordu.
Hydaspes savaşı İskender’in karşılaştığı en zor savaştır. Frank Lee Holt, “Arian’ın tarihinde İskender’in ordusunun zafer kutlamasına dair tek referans Porus’la yapılan savaştan sonradır” diye yazar.
İskender Perslere karşı kazandığı zaferden sonra kutlama yapmamıştı. Hydaspes yenilgisini ise kutladılar. Bu kutlama hayatta kaldıkları için son derece şanslı olduklarını düşündüklerindendi.
Hintliler çok güçlü ve zengindi. Savaş filleri ve savaş makineleri kullanarak milyonlarca kişilik bir güç oluşturabiliyorlardı. Teraslanmış coğrafyayı iyi biliyorlardı, ayrıca savaş taktikleri tropik bölgelerde savaşacak şekilde geliştirilmişti.
Hydaspes savaşı hakkında Hem Hint hem de Yunan kaynaklarının çelişkili anlatımları vardır. Hint tarafında Raja Porus’un İskender’i at sırtında doğrudan bir düelloya davet ettiği ve Porus’un kazanarak İskender’in canını bağışladığı belirtilir. Yunan tarafında ise Hintlilerin inanılmaz bir şekilde savaştığı söylenir. Porus’un, oğlunu savaşta kaybettikten sonra cesurca savaştığı ve bu nedenle İskender’in onun hayatını bağışladığı ve bir barış anlaşması imzaladığı belirtilir.

Savaşın sonuçları
Bucephalus: İskender’in çok sevdiği Bucephalus ismindeki atı, Jhelum nehrini geçerken Porus’un oğullarından biri tarafından öldürüldü. Tarih, İskender’in atına çok düşkün olduğunu söyler. Eğer öyleyse, kendi atının ölümünden sorumlu olan krallığı neden bağışlasın diye yorumlayanlar da vardır.
Fethettiği topraklarda şehirler kurmasıyla tanınan İskender, özellikle Mısır’daki İskenderiye şehri ile ünlüydü. Hindistan’da da Hydaspes (Günümüzde Jhelum) nehrinin iki tarafında iki şehir kurduğu düşünülüyor. Birisi yeni ölmüş olan atının onuruna Bucephala, diğeri ise ‘zafer’ anlamına gelen Nicaea olarak adlandırıldı.
Hydaspes Savaşı’nda Makedonlar olağanüstü cesarete sahip bir orduyla karşı karşıya olduklarını fark etmişlerdir. Ayrıca Magadh’ın zaptedilemez olduğunu, Porus güçlerinin çok daha üstün olduğunu ve ordularının karşı konulamayacak kadar büyük olduğunu öğrenmişlerdir. Yenileceklerini anlayan İskender’in ordusunda isyan çıkar. İskender, isyandan sonra Baktrialıları ve Medyalıları İrana geri gönderirken kasten Gobi Çölü’nden geçirdiği söylenir. Böylece bu askerlerin üçte biri çöllerde ölmüş, İskender de böylece öcünü almıştır.
İskender daha sonra Porus ile ateşkes anlaşması yapar. Ordusunun Hindistan’dan güvenli bir şekilde geri dönmesine yardımcı olması karşılığında Ambhi’nin topraklarını geri verir. Porus ise sınırlarını korumak için teklifi kabul eder.
Yunan tarihçilerine göre, Yunan birlikleri, Pencap nüfusunun büyüklüğünü ve Pencaplı erkeklerin savaşçı doğasını duyduktan sonra Hindistan’da daha fazla ilerleyemeyeceklerini anlamıştır. Yunanlılar o dönemde dünyanın en büyük ordusuna sahip olan Nanda Krallığı’ndan haberdardılar. Sonuç olarak Hindistan’dan ayrılan Yunan askerleri hayatta kaldıkları için sevinç içindeydiler.
Bu savaştan sonra her iki taraf da bir barış antlaşması imzalandığını ve Porus Krallığı’nın genişlediğini kabul etmiştir.
Yaralanan İskender’i Hintli doktorlar tedavi etmiştir. Bu tedaviden sonra Yunanlılar’ın Hindistan’da kalışları işgalci değil misafir statüsüne yükseltilmiştir.

Çeşitli Yorumlar
Porus hakkında şöyle bir söz vardır:
“Omuzundan yaralanmış, boyu 2 metreden uzun ama hala ayakta duran Porus’a İskender kendisine nasıl davranılmasını istediğini sordu. Porus, “Bana, bir kralın başka bir krala davrandığı gibi davran” dedi.”
Diodorus şöyle yazmıştır
“Savaş sırasında filler muazzam cüsselerini ve güçlerini iyi kullanarak düşmanın bazılarını ayaklarının altında çiğneyerek, zırhlarını ve kemiklerini ezerek öldürdüler, bazılarını ise hortumlarıyla havaya kaldırıp vücutlarının etrafında döndürdüler ve sonra büyük bir şiddetle yere çarptılar. Birçoğunu da dişleriyle delik deşik ederek bir anda öldürdüler.”
Zhukov
Dünya Savaşı’nda müttefik kuvvetlerin zaferinden büyük ölçüde sorumlu olan Sovyet Generali ve taktik uzmanı Mareşal Zhukov, şöyle demiştir: “İskender’in Hindistan’da bir konum elde edememesi ve halefi Seleukos Nikator’un yenilgisinin ardından, Hintliler ile Yunanlılar ve daha sonra Romalılar arasındaki ilişkiler esas olarak ticaret ve diplomasi yönünde gelişmiştir. Ayrıca Yunanlılar ve diğer eski halklar kendilerini artık üstün görmemeyi, sadece farklı görmeyi öğrendiler.”

Sonuç
İskender, seksen bin atlı, iki yüz bin yaya, sekiz bin savaş arabası ve altı bin savaş filiyle hazır bekleyen Ganderites ve Praesii gibi güçlü imparatorluklardan çekindiği için Hindistan’ı fethedememiştir.
İskender yeterince uzun yaşasaydı, Hindistan’dan aldığı pek çok dersi yaşamına katmış olabilirdi. Hindistan’dan ayrıldıktan sonra kalan kısa yaşamında, birçok danışmanından Hindistan’daki Veda dininin birçok yönden Yunan dinine benzediğini öğrenmiştir.
Hindistan’da Vedik bir bilgi birikimi vardı. O dönemde Hindistan’da dünyadaki her şeyden daha üstün durumda olan üniversiteler ve akademisyenler oluşmuştu. Hindistan’da matematik ve ilaç bilgisi çok gelişmişti. Ayrıca Hindistan o dönemde Yunanistan’ı veya Avrupa’daki her şeyi gölgede bırakacak bir nüfusa, ekonomik kaynaklara, doğal kaynaklara ve çok büyük bir toprak kütlesine sahipti.
Büyük İskender’in Hindistan’da öğrendiklerinin kalıcı etkisi bunlardı. Yaklaşık 2 bin yıl boyunca Doğu ile Batı arasındaki ilişkiler bu temel üzerinde gelişti.








