Din-i İlahi inancı

1
285
Din-i İlahi

Babür hükümdarlarından üçüncüsü olan Ekber Şah, ilginç fikirleri ve çılgın projeleri ile tanınıyordu. Önemli çalışmalarından birisi Din ve Felsefe konuları üzerineydi. Dünyada uygulanan dinler arasındaki tartışma ve anlaşmazlıkları hiç anlayamıyor ve dinler arasında barışın hüküm sürmesini sağlamaya uğraşıyordu. Bunun için Fetihpur Sikri kentinde özel bir yapı inşa ettirdi. Çeşitli dinlerin yetkililerine haber vererek temsilciler göndermelerini istedi. Bu temsilcilerin kendi aralarında tartışarak dinler arasında kavga nedeni olan konuların çözümlenesini ve böylece barış ortamına ulaşılmasını bekliyordu.

Ancak, işler beklediği gibi olmadı. Her dinin temsilcisi kendi dininin tek doğru yol olduğunu ve ötekilerin geçersiz olduğunu iddia ediyordu. Bu durumdan üzülen Eker Şah, bütün dinleri kapsayan, ama hepsinin üzerinde olan yeni bir din yaratmak istedi. Bu dinin ismi : Din-i İlahi olacaktı.

Din-i İlahi inancı, 1582 yılında ilan edildi. Bu, Ekber’in saltanatının ikinci yarısındaydı. Din-i İlahi’nin ilanından önce Ekber, dini konularla ilgili bir konsey oluşturmuştu. Ancak, uzunca bir süre boyunca hiç kimse bu konseyin tam olarak ne yaptığını bilmiyordu. Çünkü konseyin görevi tanımlanmamış ve açıklanmamıştı. Din-i İlahi inancının yapısı ve kuralları 1587 yılına gelince daha net bir şekilde anlaşılır oldu.

ilahi ekber
Üçüncü Babür İmparatoru Ekber

Din-i İlahi’nin Doğası

Din-i İlahi aslında yeni bir din niteliği taşımıyordu. Modern tarihçiler Din-i İlahi’nin ruhani bir müritlik programı olduğunu söyler. Bu inanç bir Sufi tarikatı gibiydi. Babür İmparatoru Ekber de bu tarikatın mürşidiydi. 

Din-i Ilahi, İslam ve Hindu unsurlarının karışımıyla ortaya çıktı. Böyle olmasının önemli bir nedeni dönemin gerçeklerinden uzak kalamamasıdır. Böyle iddialı bir harekette Müslüman unsurların var olması kadar Hindu inançları da yer almalıydı.

Genel Prensipler

Din-i İlahi, kişinin yaşamında saf olmasına büyük önem vermiştir. Kişilerin eylemlerinde ve hayata karşı tutumunda olumlu ve saf davranışlar sergilemesi beklenir. Din-i İlahı inancı tek tanrıcılığa ve Tanrı’ya bağlılığa büyük önem vermiştir.

“Saf Şast (amaç) ve saf görüş asla hata yapmaz.”
-Grubun ve Ekber’in temel felsefesi

Hoşgörü, bu inancın önemli bir parçasıydı. Dini ilke ve uygulamalardaki farklılıklara ve dinler ve dini mezhepler arasındaki farklılıklara hoşgörü gösteriliyordu. 

“Tanrı’nın yarattıklarının inancına ve dinine karşı çıkılmamalıdır; bilge bir kişi bu fani dünyanın işlerinde nasıl kendi kaybını seçmezse, kalıcı ve ebedi olan din konusunda nasıl bile bile mahvolmaya yönelir? Bu yönelişte Tanrı onun inancıyla birlikteyse, Tanrı’nın ilkelerine karşı tartışma ve muhalefeti kendin oluşturuyorsun demektir. Tanrı onu başarısızlığa uğratırsa veya kişi bilerek yanlış yolu seçtiyse, düşmanlığa veya çelişkili davranışlara değil, merhamete ve yardıma ihtiyacı vardır. İyi davrananlar ve olumlu düşünenler her inanca kardeşlik duygusunu getirir.”
-Ekber’in valilerine verdiği talimatlar.

ilahi tartisma
Ekber, Fetihpur Sikri’deki İbadat Khana’da dini tartışmalar düzenler.

Agra’daki İbadat Khana’da yapılan dini ve felsefi tartışma oturumlarından birinde, Din-i İlahi’nin bir temsilcisi tarikatı on temel erdemde özetledi. Bu on erdem, Din-i İlahi’nin genel ilkeleri olarak kabul edilebilir. Bunlar;

1. Özgürlükçülük ve hayırseverlik.
2. Kötü eylemlere karşı hoşgörü göstermek ve öfkeyi yumuşaklıkla geri püskürtmek.
3. Dünyevi arzulardan uzak durmak.
4. Dünyevi varoluşun ve şiddetin bağlarından kurtulmaya ve gelecekteki ebedi dünya için değerli bilgiler biriktirmeye özen göstermek.
5. Eylemlerin sonuçları üzerinde sık sık meditasyon yaparak bilgelik ve bağlılık geliştirmek.
6. Yüce eylemler yapma arzusuyla sağduyuya ulaşma gücü.
7. Yumuşak ses tonu ile nazik sözler kullanmak, başkalarına karşı hoş konuşmalar yapmak.
8. Kardeşlerle iyi geçinmek ve onların iradesinin kendininkinden öncelikli olmasına çalışmak.
9. Dünyevi yaratılmışlardan uzaklaşmak ve Yüce Varlığa bağlılık.
10. Ruhun Tanrı sevgisine adanması ve her şeyin koruyucusu olan Tanrı ile birlik.

ilahi sikri
Ekber, Fatehpur Sikri’de dini tartışmalar sırasında.

Tarikatın kendisi

Din-i İlahi tipik bir Sufi tarikatı veya bir ruhani müritlik sistemi çizgisinde örgütlenmişti. Ekber’in kendisi grubun mürşidiydi. Ebu’l-Fazl ibn Mübarek tarikatın müçtehidi (İslam hukuku otoritesi) olarak görev yapmıştır. Yeni düzenin kuralları konusunda otoriteydi. Tacuddin ise ayin ve ritüeller konusunda sorumluydu. Tarikata kabul edilenler Çelalar (müritler) olarak isimlendirilirdi.

Bu inançta rahiplik veya ulema’lık kurumu yoktu. Tarikat için ayrı bir cami veya ibadet merkezi de inşa edilmemişti. Diğer Müslümanlarla aynı camilerde ibadet ederlerdi. Tarikatın hiçbir zaman yeni bir din olması beklenmediği düşünüldüğünde bu mantıklıydı.

Din-i İlahi içinde bir düzen ya da hiyerarşi vardı. Bunlar genel olarak iki gruba ayrılırdı.

1. Din-i İlahi’yi tüm ilkeleri, kuralları, ayinleri ve ritüelleriyle kabul edenler. Bu gruba mensup sadece 18 ya da 19 kişi vardı. Birbal bu gruptaki tek Hindu idi.

2. Sadece Şast’ı (Din-i İlahinin amaçlarını) kabul edenler.

ilahi abul fazl
Ebu’l-Fazl, Din-i İlahi konusunda Ekber’in yanındaydı. O ve kardeşi Din-i İlahi’nin ana üyelerinden ve müctehidlerinden biriydi. Diğer üyeler Şeyh Mübarek, Cafer Bey, Yasin Han, Azam Han, Abdül Samad, Molla Şal Muhammed Şadad, Sufi Ahmed, Mir Şerif Amai, Sultan Havaca, Thatta’lı Mirza Zain, Taki Şastar, Şeyh Zada Gosia Benarasi, Birbal, Sadar Cehan ve iki oğluydu. © Wikimedia Commons

Giriş ve Dört Derece

Din-i İlahiye herkes kabul edilmiyordu. Bu durum bu dinin, Masonlar gibi başka seçkinci gruplarla kıyaslanmasına neden olmuştur. Bir kişi katılmak isterse hakkında araştırma yapılır ve sadece uygun bulunanlar inisiyasyon törenine alınırdı.

İnisiyasyondan önce Dört Derece olarak bilinen sadakat yemininden geçerlerdi. Bu yemin sırasında kişilerin en çok değer verdikleri dört şeyi Babür İmparatoruna feda etmeleri gerekiyordu. Bunlar mal, can, din ve şerefti. Kişilerin bunların herhangi birinden gerçekten vazgeçmeleri gerekmiyor, sadece bunu yapmaya istekli olduklarını beyan etmeleri bekleniyordu.

Herkes Dört Derecenin hepsini feda etmeye istekli ya da buna muktedir değildi. Bunu yapmaları da beklenmiyordu. Bu fedakârlıkların hepsinin aynı anda yapılması da gerekmiyordu. Bazıları bunlardan yalnızca bir veya ikisini feda etmeye istekli olabilirdi. Bu, onların tarikat içindeki aşamalarına kaydedilirdi. Her fedakârlık “Bir Derece” olarak adlandırılırdı. Dolayısıyla, bu fedakârlıklardan birini veya ikisini yapan bir kişinin “Bir Derece” veya “İki Derece” elde ettiği söylenirdi.

Dört Derece uygulamasının Din-i İlahi’nin bir parçası olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur. Dört Derece ilkesi 1579 yılında Din-i İlahi’den birkaç yıl önce “Babür tahtına Sadakat Yemini” olarak tanımlanmıştı. Daha sonraları tarikatın bir parçası haline gelmiş olabilir. Din-i İlahi’ye ne zaman dahil edildiği tam olarak bilinmiyor.

ilahi ekber 2
Ekber

İnisiyasyon Töreni

Kişi Din-i İlahi’ye katılmaya uygun bulunduğunda bir kabul töreni yapılırdı. Yeni katılımcılar sadece Pazar günleri kabul edilirdi. İnisiyasyon on iki kişilik gruplar halinde sırayla yapılırdı.

İnisiye edilen kişi Babür İmparatoru’na yaklaşır, sarığını sembolik bir jest olarak yere atardı. Buna “Zeminboş” denirdi. O dönemlerde sarık, bir gurur sembolüydü. Sarığını yere atan kişi gururunu ve kibrini bir kenara bırakmış olurdu. Daha sonra Babür İmparatoru’na yaklaşır, başını öne eğer ve alnını İmparator’un ayaklarının önünde yere değdirirdi. İmparator adamı yerden kaldırır ve sarığı tekrar başına yerleştirirdi. Böylece kişiyi müridi ve tarikatın bir üyesi olarak kabul etmiş olurdu.

İnisiye edilen acemilere daha sonra bir Şast verilirdi. Bu yuvarlak bir semboldü. Şast’ın üzerinde bir oyma vardı. Bazı kaynaklar bunun “Hu” (Sufizm’de Tanrı’yı temsil etmek için kullanılan bir terim) olduğunu söylerken, diğerleri bunun “Allahu Ekber” olduğunu iddia eder. Sıklıkla duyulan popüler efsanenin aksine, buradaki Allahu Ekber, Ekber’in Tanrı olduğunu iddia etmek anlamına gelmiyordu. Bir acemiye Şast vermenin amacı sembolikti. Ona tarikatın temel felsefesini hatırlatmak amaçlanıyordu. Şast genellikle mücevherlerle süslenir ve sarığın içine takılırdı. Grup üyeleri yanlarında ipek kumaşla sarılmış Ekberin bir resmini de taşırlardı.

“Saf Şast (amaç) ve saf görüş asla hata yapmaz.”
-Grubun ve Ekber’in temel felsefesi

ilahi zeminbosh
Zeminboş ritüeli uygulayan bir inanmış.

Kurallar ve Ritüeller

Tarikat üyeleri Şast sembolü ile kendisini tanıtırdı. Grubun birbirlerini selamlamak için de özel bir yöntemi vardı. Yaygın İslami selamlaşma şekli olan “Esselamu aleykum” yerine tarikatın bir başka üyesini selamlamak için inisiye olan kişi “Allahu Ekber” (Tanrı en büyüktür) derdi. Diğer üye de “Celle Celaluhu” (O’nun şanı yüceltilsin) diye karşılık verirdi. 

Çelalar (müritler) Babür İmparatoru’nu selamladıktan sonra bir saygı göstergesi olarak sık sık onun önünde sarıklarını yere atarak Zaminboş uygulaması yaparlardı. Ekber ayrıca müritlere özel olarak Darshanya Manzil’in penceresinden Darshan (Sultanın Görülmesi) şansını verirdi.

Tarikatın çok fazla ritüeli yoktu. Özellikle dua konusunda özel ritüel hiç yoktu. Tarikat üyeleri diğer Müslümanlarla aynı şekilde dua eder, aynı camilerde namaz kılarlardı. Kuran hala nihai otorite olarak kabul edilirdi.

ilahi dua
Ekber’in kendisi beş vakit yerine günde üç kez dua ederdi. Bunun Din-i İlahi’nin bir parçası mı yoksa Ekber’in kişisel tercihi ya da inancı mı olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Ekber’in kişisel inançları veya ritüelleri Din-i İlahi’ye atfedilmemelidir. Ekber’in kişisel felsefi yaklaşımı ve inançları kadim bilgeliğin pek çok farklı kaynağından etkilenmiştir. Bunlar arasında Hindu, Zerdüşt ve Budist öğretiler de vardır. Bu kaynaklar Din-i İlahi’nin parçası değildir. Din-i İlahi’nin öğretileri daha çok Sufi tarikatlarının felsefi görüş ve uygulamalarına benzer.

Bunun belki de en önemli örneği, Din-i İlahi üyeleri arasında ışığın veya güneşin ilahi tapınmanın odağı olmasıdır. Ekber’in kişisel inancına göre bir kişinin ömrü ışıkla ya da güneşin bin isminin tekrarlanmasıyla uzatılabilirdi. Bu inanç ise Zerdüşt kaynaklarından geliyordu ve Din-i İlahi ile hiçbir ilgisi yoktu.

“O (Ekber) Hindu simyasını ve tıbbını öğrendi ve onların Yoga sistemini geliştirdi; Orta Asyalı atası gibi astronomiye ve astrolojiye inandı; ve Zerdüştlerle olan ilişkisinden sonra, yaşamın yıldırım ateşiyle veya Güneş’in bin isminin tekrarlanmasıyla uzatılabileceğine inandı. Budist geleneğine uyarak, ruhun beyinden geçtiğini düşünerek başının tepesini tıraş ederdi.”
-Roy Choudhury’nin Din-i İlahi’si

ilahi bilgeler
Ekber, sık sık farklı kaynakların kadim bilgeliğinden tavsiyeler alırdı.

Tarikatın her üyesinin uymaya çalışması gereken kurallardan bazıları şunlardı:

– Ölümlerden sonra ziyafet vermemek.
– Yaşamı bir ziyafet gibi algılamak.
– Mümkün olduğunca et yemekten uzak durmak.
– Kendisinin avladığı hiçbir şeyi yememek.
– Kasaplar, balıkçılar ve kuş avcıları ile yemek yememek.
– Hamile, yaşlı ve kısır kadınlarla birlikte olmamak. Ergenlik çağına ulaşmamış kadınlarla da birlikte olmamak.

Din-i İlahi’nin bir üyesi öldüğünde yakılabilir ya da gömülebilirdi. Bu, üyenin dini uygulamalarına bağlı olurdu. Bir Müslüman gömülmeyi, bir Hindu ise yakılmayı tercih edebilirdi.

ilahi mezar
Ekber’in mezarı. Kendisi de geleneksel İslami usullere göre defnedilmiştir.

Yayılma

Din-i İlahi hiçbir zaman çok popüler ya da yaygın olmadı. Zirvede olduğu dönemdeki gerçek üye sayısı iki düzineden azdı. Bu üyeler Din-i İlahi’nin tüm ilkelerini, kurallarını, ayinlerini ve ritüellerini kabul etmiş kişilerdi. Din-i İlahi’yi sadece kısmen kabul etmiş olan birçok üye vardı. Ancak bu üyelerin sayısı bile muhtemelen bin kişiden azdı.

Ekber, Din-i İlahi’yi yaygınlaştırmak için hiçbir zaman çaba göstermemiştir. Bu tarikat, dini fikirlerini uzaklara yayacak bir rahiplik düzeninden yoksundu. Ayrıca Din-i İlahi, inanmışlarının sayılarını artırmayı amaçlayan türde bir tarikat değil, seçkinci bir tarikattı.

Ancak asıl sebep, Ekber’in ve Din-i İlahi’nin kendi idealleridir. Hiçbir zaman çok fazla takipçi kazanılamamasının nedeni Ekber’in bunu Müslümanlara ne şiddetle ne de rüşvetle dayatmaya çalışmamasıdır. Bu davranış, aslında ruhani liderlik sisteminin temel bir ilkesiydi. Kişi bu akıma kendisi isteyerek katılmalıydı. Ekber isteseydi nüfuzunu, servetini ve ordusunu kullanarak on binlerce kişinin dinini değiştirtebilirdi. Ancak, bunu yapmaya teşebbüs bile etmedi.  

“Bazı utanmaz ve kötü niyetli zavallılar Majestelerine bin yılın yaklaştığı şu günlerde neden İran Şahı Şah İsmail‘in yaptığı gibi ‘en ikna edici kanıt’ olan kılıcı kullanmadığını sordular. Majesteleri (Ekber), bir lider olarak kendisine duyulan güvenin zaman ve iyi bir öğüt meselesi olduğuna ve kılıca ihtiyaç duymadığına ikna olduğunu söyledi. Gerçekten de Majesteleri iddialarını ortaya koyarken ve yeniliklerini yaparken biraz para harcasaydı, saray mensuplarının çoğunu ve çok daha fazlasını ağlarına kolayca düşürebilirdi.”
-Abdul Kadir Badayuni (İmparatorluğun Baş Müftüsü ve Din-i İlahi’yi çok eleştiren kişi) Ekber’in Din-i İlahi’ye dönmek için neden kılıç kullanmamayı tercih ettiği hakkında.

İnisiye edilmiş Din-i İlahi üyeleri

Shaikh Mubarak
Shaikh Faizi
Jafar Beig
Qasim Khan
Abu’l-Fazl ibn Mubarak
Azam Khan
Abdus Samad
Mulla Shah Muhammad Shahadad
Sufi Ahmad
Mir Sharif Amal
Sultan Khwaja
Mirza Jani Thatta
Taki Shustar
Shaikhzada Gosala Benarasi
Sadar Jahan
Sadar Jahan’ın ilk oğlu
Sadar Jahan’ın ikinci oğlu
Birbal
Prens Murad

Din-i İlahi
Yayılma

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz