İslam devletlerinde her zaman bir harem (zenana : kadınlar bölümü) bulunurdu. Babür İmparatorluğu’nda da bir tür harem uygulaması vardı. Buna “Mahal” veya “Şebistan-ı İkbal” denirdi. Urdubegiler bu bölümleri koruyan muhafızlardı.Haremlerin sadece Sultanların cinsel iştahlarını tatmin etmek için yüzlerce kadınla dolu olduklarına dair pek çok asılsız hikaye anlatılır. Babür İmparatoru Ekber’in de cinsel hazzını tatmin etmek için hareminde beş bin cariye bulundurduğu söylenir.
Haremin yapısı
Babürlerde harem, İmparatorun cinsel tatmini için cariyelerle dolu bir zevk evi değildi. Babür haremi devlet içindeki ayrı ve güçlü bir kurumdu. Bu kurumun kendi yöneticileri ve bütçesi vardı. Harem, öncelikle Babür sarayındaki kadınların yaşam alanıydı. Haremde yaşayan kadınlar arasında anneler, üvey anneler, sütanneler, teyzeler, kız kardeşler, büyükanneler, eşler, cariyeler, kızlar, kadın akrabalar, soylu kadınlar, kadın yöneticiler ve hizmetçiler yer alırdı. Haremde Babür İmparatorlarının cariyelerinin hiç var olmadığı söylenemez, ancak cariyeler haremin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyordu. Haremde yaşayan kadınların çoğu imparatorun akrabaları ve kadın çalışanlardı. Kadınların sadece yüzde beşi imparatorun cinsel zevkine hizmet ediyordu.
Haremdeki kadınlar, perdah (tecrit) durumundaydı. Hiçbir erkeğin hareme girmesine izin verilmezdi. Bunun istisnası Babür İmparatoru’nun kendisi ve yönetimin bir parçası olan hadım erkeklerdi. Babür hareminde imparatora en yakın konumda olan güçlü kadınlar da bulunurdu. Haremde sultanlık kadınlarının ve imparatorun kendisinin güvenliğini sağlamak için yüksek düzeyde tedbir almak gerekiyordu. Hiçbir erkeğin hareme girmesine izin verilmezdi. Muhafız olarak hareme girilmesi gereken durumlarda “Urdubegiler” isimli kadın askerler devreye girerdi.

Urdubegilerin görevi
Urdu-Begiler Babür hareminde muhafız olarak görev yapan kadın savaşçılardan oluşan özel bir sınıftı. Görevleri Babür İmparatoru’nu ve haremde yaşayan kadınları korumaktı. Haremde kadın muhafızlar bulundurulması geleneğini Babürlüler başlatmıştır. Bu geleneğin kökeninde Timur döneminde kadınların da askerlik yapıyor olmasının bulunduğu sanılmaktadır.
Urdubegiler bölgenin yerlisi olmayan kabilelerden devşirilirdi. Genellikle Tatar, Kalmuk, Kıpçak, Habshi ya da Keşmir kökenli olurlardı. Bunun nedeni, harem sakinleriyle hiçbir bağlantıları olmaması ve onlardan etkilenmemelerini sağlamaktı. Kadınların bu gruplardan seçilmesinin bir diğer nedeni de onların ırk olarak daha güçlü ya da daha savaşçı olduklarına inanılmasıydı.
Urdubegiler perdah durumunda değillerdi, yüzleri ve başları açıktı. Bu pozisyon için asla güzel kadınlar seçilmezdi. Urdubegiler özellikle sert görünüşlü hatta çirkin kadınlar arasından seçilirdi. Bunlar son derece iyi eğitilirdi ve imparatora sadakatleri tamdı. Babür İmparatoru’nun tamamen savunmasız olduğu zamanlarda onun hayatını korumaktan sorumluydular.
Urdubegiler cesur, enerjik, uyanık ve sadık olarak tanımlanırdı. Kılıç, hançer, yay ve ok kullanma konusunda yüksek düzeyde eğitimliydiler ve her zaman silahlı dolaşırlardı. Urdubegiler ürkütücü bir üne sahipti ve onlardan birisinin var olduğu bir durumda erkek muhafıza ihtiyaç duyulmazdı. İmparatorun yatak odasını korumakta ise Urdubegiler arasında yalnızca en güvenilir ve en yetenekli olanlar görevlendirilirdi.

Keşmirli kadınlar genellikle haremin girişinde nöbet tutmakla görevlendirilirdi. Görevleri haremden dışarıya eşya taşımak ve eşya almaktı. Hareme girmeye çalışan tanımadıkları her kadını (rütbesi ne olursa olsun) didik didik ararlardı. Bu arama hem güvenlik nedeniyle ve hem de hiçbir erkeğin kadın kılığında içeriye girmeye çalışmadığından emin olmak için yapılırdı.
Urdubegi’ler her gün akşam saat beş civarında değişen yirmi dört saatlik vardiyalar halinde çalışırlardı. Böylece muhafızların her zaman tetikte olmaları sağlanırdı. Geçerli bir nedeni olmadan vardiyasını kaçıran bir muhafız, bir haftalık ücret cezasına çarptırılır ya da ağır bir şekilde azarlanırdı.
Bu kadınların, bir Emir ile eşit rütbede bulunan kadın şefleri vardı. Tüm Urdubegi’ler, haremdeki baş Urdubegi’nin, Urdubegi-i Mahal’in (Saray Urdubegisi) emri altındaydı. Baş Urdubegi, tüm kadın muhafızların faaliyetlerini denetlemekten sorumluydu. Baş Urdubegi’lik görevini yapan kadın büyük bir güç ve prestij kazanırdı. Bu görev sadece çok güvenilen kişilere verilirdi, çünkü sultanın hayatı onların ellerinde olurdu.
Sultanın düşmanları için büyük bir caydırıcı güç olan Urdubegiler’den bütün erkek akrabalar ve hatta prensler bile korkardı.

Dış savunma
Babür İmparatorları haremi dışarıdan korumak için çoğunlukla Rajput birliklerine güvenirdi. Ekber’in hükümdarlığından itibaren bu pozisyon onlara tanınmıştı. Ayrıca bazı Ahadiler de haremin dışında nöbet tutmak üzere görevlendirilirdi. Bunlar Babür İmparatoru’nun doğrudan emri altında olan soylu askerlerdi.
Rajputlar, haremi savunma konusunda fanatik cesaretleri ve korkusuzluklarıyla tanınırdı. Bu durum, Aurangzeb döneminde Maratha güçlerinin saldırısı sırasında Anirudh Singh’in ve Rajput birliğinin haremi savunması sırasında görülmüştür. Rajputlar, Babür İmparatorluğu içindeki soylular sınıfının ana gruplarından biriydi. İmparatorluğun askeri yapısında da önemli rol oynamışlardır.

Kadınların rolü
İslam kültüründe, güvenliği sağlama rolü erkeklere verilmiş olsa da, kadınların aynı şeyi yapmaları kısıtlanmamıştır.
“Soylu kadınların kamusal yaşamları inziva yasaları tarafından belirlenirdi. Perda uygulaması, yani kadınların peçe ya da duvar arkasına kapatılması, antik çağ ve orta çağ Hindistan’ında zaten vardı ve tarih boyunca birçok üst sınıf tarafından kullanılmıştı. Babürlüler zamanında kadınların inziva altında tutulması aristokrat ailelerde kabul edilmiş yaygın bir yaşam biçimiydi.”
Gull-i-Hina, Güney Asya Araştırmaları.
Ellison Banks, haremden bahsederken şöyle diyor: “Zenana kadınlarının yaşadığı saraylar, çok çeşitli kastların, mesleklerin ve yöneticilerin bulunduğu kendi kendine yeten yerlerdi ve dönemin herhangi bir metropolünde bulunabilecek kadar kozmopolit bir dinler, milliyetler ve sanatsal yetenekler karışımına sahipti.”
Harem sakinleri, imparator hariç tüm erkeklerin önünde perdah takma kuralına uyardı. Perdah kelimesinin gerçek anlamı peçeydi. Babür döneminde kadınlar, yüzlerini örter ve vücut şekillerini erkeklerden gizlemek için tepeden tırnağa örtünürlerdi.
Haremde hadımların dışında Angalar (sütanneler), Daroghalar (bakıcılar), Mahaldarlar (müfettişler) ve Urdubegiler (silahlı kadın muhafızlar) gibi kadın görevliler bulunuyor durumdaydı. Bu kadınların tamamı evliydi, görev saatleri boyunca haremde hizmet ediyorlar, daha sonra kendi evlerinde yaşıyorlardı.
Babür imparatorunun gücünü sürdürmesine üç şey sağlamıştı: Ordusu, Hazinesi ve Kadınları. İlk ikisi doğrudan sultana bağlı değildi, ancak Harem, ona en yakın olanıydı. Sultan, orada her zaman uzun vakit geçiriyordu, bu nedenle güvenilir ve yetenekli muhafızlara ihtiyaç vardı.

Kadın Savaşçılar
Urdubegi’lerin, muhafız olabilmeleri için perda uygulamayan kabilelere mensup olmaları gerekirdi. Bir muhafızın, seyahat ettikleri zamanlar da dahil olmak üzere erkekler tarafından görülebilir olması gerekirdi. Bu nedenle, Urdubegilerin, kraliçe ve prensesleri koruyabilmeleri için peçelerini feda etmeye hazır olmaları gerekiyordu. Bu kadınlar genellikle Habshi, Tatar, Türk ve Keşmir kabilelerinden alınırdı.
Kishori Saran Lal, The Mughal Harem adlı kitabında Urdubegi’lerin vahşiliğinden ve gücünden bahsederken, “Babür sarayının Urdubegi’leri savaşta o kadar becerikliydi ki, veraset savaşı sırasında Aurangzeb, Şah Cihan’ı ziyaret etmeyi reddetti çünkü bir kadın silahlı muhafızın onu öldüreceğinden korkuyordu” diye yazmıştır.

Kadınlar imparatorun gittiği her yerde ona eşlik ederdi. 1527’de Babür Şah, Hindistan’ı fethetti ve Babür İmparatorluğu’nun temellerini oluşturmaya başladı, İlk iki Babür sultanı sağlam bir temel atamadı. Bu nedenle pek çok kez yer değiştirmek zorundaydılar. Seyahat ederken eşleri ve diğer kadınlar ona eşlik ediyordu ve onları korumak için oluşturulan gezici hareme kadın muhafızlar atanmıştı.
Ekber Şah, 1556 yılında iktidara geldiğinde imparatorluğun sağlam bir temeli oluşmuş değildi. Ancak Ekber’in 49 yıllık hükümdarlığı sırasında Babür İmparatorluğu kalıcılık kazandı. Bu dönemde büyük saraylar inşa edildi.

Bibi Fatima – Bilinen Tek Urdubegi
Bibi Fatima isimli bir kadın, Hümayun’un sütannesiydi ve ayrıca koruyucu annelik görevini yürütmüştü. Babür İmparatorlarının süt annelerine ve kız kardeşlerine büyük güven duymaları yaygın bir durumdu. Bu gelenek, Timurlu döneminde ömür boyu devam ederdi. Bibi Fatima, Ekber’in hükümdarlığı sırasında Sadr-ı Anas pozisyonunda bulundu. Bu, Babür hareminin veya zenananın tüm idaresini denetleyen bir makamdı.
İmparator Hümayun’a hayatı boyunca hizmet eden bu kadının adı, Hümayun’un üvey kız kardeşi Gülbeden Begüm tarafından yazılan Hümayun-Name’de geçmektedir. Belki de biyografinin bir kadın tarafından yazılmış olması ve kadın muhafızların katkılarının anılmaya değer bulunmuş olması nedeniyle Bibi Fatıma’dan bahsedilmiştir.
Bibi Fatıma, İmparator Hümayun‘a sütanne olarak hizmet etmişti. Hümayun ağır bir şekilde hastalandığında Bibi Fatıma onunla ilgilenmiş, onu sağlığına kavuşturmuş ve 1556’daki ölümüne kadar ona bakmaya devam etmiştir. Hümayun’un oğlu Ekber, babasına olan sadakati nedeniyle Bibi Fatıma’yı ödüllendirerek Urdubegi’lerin şefliğine terfi ettirdi. Altındaki kadınlar gibi bir savaşçı olarak eğitilmemiş olsa da, Bibi Fatima, kazandığı yeri hak etmiş ve imparatora koşullar ne olursa olsun sadık kalacağını kanıtlamıştır.

Humayun-Name Bibi Fatıma’nın Zuhre adında bir kızı olduğunu yazar. Çalışmalarının karşılığı olarak Zühre, Hümayunun eniştesiyle evlendirilir. Ancak bir süre sonra Zühre öldürülür. Bibi Fatima’nın bu olaydan sonra bile sultana hizmet etmeye devam ettiği sanılıyor, çünkü görevinden ayrıldığına dair bir bilgi yoktur. Bununla birlikte, çocuğunu kaybeden bir annenin yaşadığı acı kesinlikle dayanılmazdı. Ne olursa olsun, Bibi Fatıma tüm hizmetleri için saygıyı hak ediyor. Tarihi kayıtlarda en azından bir tek Urdubegi’nin adının biliniyor olması da ilginçtir.

Ingiliz Dönemi
Babür İmparatorluğu 18. yüzyılda İngilizlerin gelişiyle birlikte düşüşe geçti. 1858 yılında son sultan tahtından indirildi ve yerine İngiliz yönetimi geçti.
Böylece harem ortadan kalktı, Urdubegi’lere de ihtiyaç kalmadı. Siyasi çürüme kadınların statüsünü düşürdü ve kadın muhafızların soyu tükendi. Bu yeni dönemde, kadınlar zayıf kişiler olarak görülmeye ve evlerinde kapalı tutulmaya başlandı. Ancak Urdubegilerin gücü ve adanmışlığı kendilerinin unutulmamalarını sağlamıştır.
Urdubegi’ler İmparatorun en mahrem anlarına vakıftılar ve hikayelerini kaydetmiş olsalardı, Babür sultanlarının hayatı hakkında çok daha fazla şey biliyor olurduk. Her şeye rağmen Urdubegiler tarihte küçük de olsa bir iz bırakmışlardır.


