Hindistan’da büyük bir imparatorluk kurmuş olan Babürlüler yakın çevrelerindeki önemli yerleri de topraklarına katmak istemekteydi. Bunlar arasındaki Afganistan bölgesinde genellikle istikrarsızlık hüküm sürüyordu ve yönetim Harezmiler, Khaljiler ve Karluklar arasında sık sık el değiştiriyordu. Daha sonra bölgeyi ele geçiren Timur zamanında bölge bir süre için istikrarlı bir dönem yaşadı. Timurun ölümünden sonra Babürün Kabili fethi bir zorunluluk haline gelmişti. Bu nedenle Babürlüler burayı ele geçirmek için özel bir çaba içine girdi.
Afganistan coğrafyası tarih boyunca birçok imparatorluğun beşiği ve birçok kültürün yol kavşağı olmuştur, bunun sonucunda İran, Orta Asya, Hindistan ve hatta Çin’den çeşitli kültürel unsurlar Afganistan’a gelmiş ve burada etkiler bırakmıştır.
Babür’ün anılarında Kabil şehri
Babür Şah, anılarını anlattığı Tüzük-i Baburi’de Kabil şehri hakkında şöyle yazar.
“Kabil ülkesinde birçok farklı kabile vardır; vadilerinde ve ovalarında Türkler, aşiret mensupları ve Araplar; şehrinde ve birçok köyünde Sartlar; ilçelerde ve köylerde Paşaî, Parajî, Tacik, Birki ve Afgan kabileleri vardır. Batı dağlarında, bazıları Mughulî dilini konuşan Hazara ve Nikodari kabileleri bulunur. Kuzeydoğu dağlarında Kitur ve Gibrik gibi kafirlerin yerleri vardır. Güneyde Afgan kabileleri yaşar. Kabil’de 11 ya da 12 dil konuşulur. Bunlar arasında Arabî, Farsî, Turkî, Muğulî, Hindî, Afganî, Paşaî, Parajî, Gibrî, Birkî ve Lamghanî bulunur. Bu kadar farklı kabilenin ve bu kadar çeşitli dillerin olduğu başka bir ülke var mıdır, bilinmez.”
-Babur, Kabil’deki insanların ve dillerin çeşitliliği üzerine, Tuzuk-ı Baburi’de.

Timurlu dönemi
Timurluların Kabil üzerindeki kontrolü Babür daha doğmadan çok önce başlamıştı. Kabil, Emir Timur’un 1398’de bölgeyi fethetmesinin ardından Timurlu etkisi altına girmiştir. Timurun çocuklarının yönetim dönemlerinde Timurlu hâkimiyetinin bir parçası olmaya devam etmiştir. Timurun oğullarından Şah Rukh Mirza’nın Akkoyunlu konfederasyonuyla yaptığı savaşın ardından ölümü Timurlu topraklarını parçalara ayırdı ve bu topraklar öteki oğulları arasında paylaşıldı. Herat’taki Timurlu hükümdarı Sultan Hüseyin Baykara Mirza bunun istisnasıdır.
Timurlu geleneklerini sürdüren Kabil Krallığı Uluğ Bey Mirza II’ye geçti. Uluğ Bey, Kabil (ve Gazne) bölgesini 20 yıldan fazla bir süre yönetti ve 1502’de ölümüne kadar bölgede bir istikrar dönemi yaşandı.
Uluğ Bey, ardında yerine geçecek bir varis bırakmadan öldü. Oğlu Abdur Razak Mirza o sırada henüz küçük bir çocuktu. Uluğ Bey’in damadı Muhammed Mukim Arghun, sultanlığın kontrolünü ele geçirmeye çabalayınca bir veraset krizi ortaya çıktı.

Arghunlar dönemi
Arghunlar, Zu’nnun Beg Arghun’un 1470’lerde Sultan Hüseyin Baykara tarafından Kandahar valisi olarak atanmasının ardından ön plana çıktılar. Arghunlar, Timurluların gerilemesinden faydalanarak bölgede kendi etki alanlarını genişletmeye başladılar.
Arghunlar, İlhanlı Devleti’nin dördüncü hükümdarı Arghun Han’ın soyundan geldiklerini iddia ediyordu. Esasen Türk-Moğol kökenli ve soylu bir kabile üyesiydiler.
Babur, Mukim Arghun’un ulaştığı gelişime meydan okuyarak bölgeyi ele geçirmek için harekete geçti. 1504 yılında ordusu ile Kabil’in kalesi Bala Hisar’ı kuşattı. Mukim Arghun, durumunun umutsuz olduğunu fark ederek teslim olmayı kabul etti. Ailesi ve hizmetkarlarıyla birlikte Kabil’den güvenli bir şekilde ayrılmalarına izin verildi. Kısa süre içinde Kabil bölgesini terk ederek, babası (Zu’n-Nun Beg) ve kardeşi (Shah Beg) kontrolündeki Kandahar’a doğru yola çıktı.

Babürün Kabili fethi ve başarısı
Babür, bu başarıdan sonra küçük kardeşleri Cihangir Mirza ve Nasır Mirza’ya toprak vererek onları ödüllendirdi. Cihangir Mirza’ya Gazne bölgesi, Nasır’a ise birkaç küçük mülk verildi. Uluğ Bey’in oğlu Abdur Razzak Mirza’ya da küçük bir mülk verildi. Hizmetindeki birçok sadık reise de benzer ödüller verildi. Bu sayede Babür, savaşa gerek kalmadan diplomasi yoluyla Timurlu Kabil Krallığı’nın (ve Gazne’nin) kontrolünü ele geçirmeyi başardı.
“Kaledekiler çok tedirgin oldular, Mukim, şehri teslim etmeyi teklif etti, Baki Bey onun arabulucusuydu, gelip beni bekledi, tüm nezaketimiz ve lütfumuzla aklından tüm korku kovuldu. Ertesi gün maiyetindeki askerler, mallar ve eşyalarla birlikte yola çıkması ve şehri bize teslim etmesi kararlaştırıldı. Ekim 1504’ün son on gününde savaşmadan, çaba harcamadan, Yüce Tanrı’nın lütfu ve merhametiyle Kabil ve Gazne’yi ve onlara bağlı bölgeleri ele geçirdim ve kendime tabi kıldım.”
-Babur, Tuzuk-ı Baburi’de Kabil’i ele geçirişini anlatırken

Babürün türbesi
Babür, 26 Aralık 1530’da öldü. Mücadelesi küçücük Fergana bölgesi ile devasa Hindistan arasında iniş çıkışlarla geçmişti. Büyük ataları Timur’un ve Cengiz Han’ın izinden yürümüş ve zamanının en büyükleri arasına girmişti.
Kendi yazdığı Babürname isimli kitabında yaşadığı döneme ait çok önemli bilgiler vermiştir. Bu kitap, sonraki Mughal hükümdarlarının da devam ettirdiği bir geleneğin başlangıcı oldu.
Babürün naaşı Agra’da 9 yıl süre ile gömülmüş, daha sonra Afganistan’da Kabil şehrindeki bir bahçede yapılan bir türbeye defnedilmiştir.


