İngiliz’lerin Yönetimi Ele Geçirmesi

0
270
Lord Mountbatten

İngilizlerin Yönetimi Ele Geçirmesi

Genel Bilgiler

İngilizler nasıl oldu da koca kıtayı ele geçirip burayı sömürdüler? İngiliz’lerin Hindistan’da yönetimi ele geçirmeleri, Britanya’nın yüz milyonlarca insanın üzerinde otoritesini kurmasına neden olan bir dizi etkenin bir sonucudur. 

Etkenler 

– Babür İmparatorluğu’nun zayıflaması,

– Yerel halk arasında birlik duygusunun olmaması, 

– Babür yönetimini savunacak güçlü kişiliklerin yokluğu, 

– İngiliz’lerin teknolojik olarak üstün olmaları,

– İngiliz’lerin yerel seçkinleri iktidarda tutma ve işbirliklerini kazanma konusunda akıllı bir politika izlemeleri 

sayılabilir.

Doğu Hindistan Şirketinin Kuruluşu

(bizde bilinen adı : Doğu Hindistan Kumpanyası)

İngilizler, Hindistan’a ilk geldiğinde sadece ticaret merkezleri kurdu. Amaçları Avrupa’da çok talep gören baharatları satın almaktı, fetih değil ticaret peşindeydiler. İngiltere – Hindistan ticaret tekeline Doğu Hindistan Şirketi sahip oldu. Bu şirket, İngiltere’deki zengin aristokratların ve tüccarların oluşturduğu hissedarlara aitti. Şirket, Hindistan’dan büyük karlar elde edip güçlendi. Zamanla, Hindistan’daki çıkarlarını savunmak için özel bir ordu bile kurdu, ancak bu orduyu daha sonra saldırgan amaçlar için kullandı. Bu ordu, İngiliz Subayları ve Hintli askerlerden oluşmuştu ve Robert Clive tarafından yönetiliyordu.

Kumpanya Arması © Wikimedia Commons

Savaşlar

Hindistan’da İngiltere dışında Fransa ve Hollanda gibi başka Avrupa ülkeleri de sömürgeler kurmuşlardı. Bu devletler arasında bir güç mücadelesi başladı, bu mücadeleler en sonunda çeşitli devletler arasında savaşlar yapılmasına neden oldu. 1757’de Robert Clive, Bengal Nawab’ı ve onun Fransız müttefiklerini Plassey Savaşı’nda yendi. Bu zafer ile Doğu Hindistan Şirketi Hindistan’daki en büyük güç oldu.

Plassey Savaşını gösteren bir sigara paketi

1760’a gelindiğinde, Hindistan’ın çoğu bölgesi doğrudan veya dolaylı olarak şirketin kontrolü altına girmiş durumdaydı. Şirket, İngiliz İmparatorluğu’ndan da güç alarak Hindistan’daki çıkarlarını genişletti. Bu dönemde Doğu Hindistan Şirketine karşı Güneyde Tipu Sultan ve Kuzeyde Sih İmparatorluğu gibi güçler direniyorlardı. Wellington Dükü Arthur Wellesley, İngiliz yönetimine meydan okuyan bu güçlere karşı önemli zaferler kazandı.

1800 yılında, Hindistan’ın büyük bir bölümü İngiliz Yönetimi altına girmişti. Her şeye rağmen Doğu Hindistan Şirketi’nin Hindistan’ı fethetmek istemediğini, sadece ülkenin servetinden yararlanmak ve ülke üzerindeki etkilerini arttırmak istediğini belirtelim.

Kumpanyanın İngiltere’deki ana binası © Wikimedia Commons

Babür İmparatorluğu’nun gerilemesi

Babür İmparatorluğu 1750 yılından itibaren bir gerileme dönemine girmişti. Babür’lerin son güçlü imparatoru olarak Alemgir’i saymak gerekir. Alemgir, islami bir köktendinciydi ve Mughal’lerin geleneksel hoşgörülü politikalarından çok uzaklaşmıştı. Hindulara karşı uyguladığı sert yaptırımlar, Mughal güçlerine karşı öfke ve kızgınlık duygularını besledi. Ayrıca Maratha İmparatorluğu’nun yükselişiyle de Babür İmparatorluğu’nun gücü azaldı. Babür imparatoru Delhi’de sıradan bir figür olarak kaldı.

Babürlerin Gerilemesi

Doğu Hindistan Şirketi Hindistan’a geldiğinde Hindistan zaten siyasi olarak parçalanmış durumdaydı. Hindistan’da güçlü bir devlet var olsaydı, İngilizlerin Hindistan’ı fethetmesi imkansız olurdu.

Babür sultanının İngiliz Askerleri tarafından tutuklanması © Wikimedia Commons

Dolaylı Yönetim

Hindistan yönetimi o sırada sadece zayıf durumda olduğu için değil, aynı zamanda birçok küçük prensliğe (Rajalıklar) bölünmüş olduğu için de güçsüzdü. Üstelik bu prenslikler sürekli olarak birbirlerine karşı savaşıyordu. Hindular ve Müslümanlar ise birbirleriyle sonsuza dek savaşacak gibiydi. 

İngilizler Hindistan’ı ele geçirmeye başladığında çok akıllı bir strateji benimsediler. Başlangıçta Rajalıkları doğrudan yönetmeyip bunun yerine yerel liderleri tüm servet ve refahlarıyla yerinde bıraktılar. Yerel toprak elitlerine (zamindarlara) da dokunmadılar. Ülkeyi bu seçkinler aracılığıyla yönetmeyi seçtiler. Onları vergi toplamak için, yasa ve düzeni korumak için kullandılar ve karşılığında bölgelerinde bir miktar özerk olmalarına izin verdiler. Bu uygulamalar hem Hindular hem de Müslümanlar tarafından kabul edildi.

Yerel yöneticilerle yaptıkları bir anlaşmada onların mirasçılarının İngiliz’ler olduklarını kabul ettirdiler, bunun karşılığında onlara saldırmayacaklardı. Bu, birçok küçük Rajalıkta Raja’nın ölümü üzerine bölgenin İngilizlere miras kalması anlamına geliyordu. 

İngilizler bazı özel bölgeleri ele geçirmek için yerel yöneticilerle barışçıl anlaşmalar da yaptı. Bunun şartı sadece bölgeye askeri güçler yerleştirmekti, vergi almayacaklardı. Ayrıca görevi sadece yerel hükümete tavsiyede bulunmak olan bir “yerleşik vali” atayacaklardı.

İngilizlere bilgi sızdıran yerel bir kişi © Wikimedia Commons

Ulusal Bilinç Eksikliği

18. yüzyılda Hindistan’da gerçek bir ulusal kimlik gelişmiş değildi. Hindistan’daki birçok insan kendilerini “Hintli” olarak görmüyor, kendilerini klanları, kabileleri veya hükümdarlarıyla özdeşleştiriyordu. Bu durum, Hint halkının kendi aralarında bölünmesi anlamına geliyordu. Böylece, İngilizler, Hindistan’ı daha kolay yönetebildi. Doğu Hindistan Şirketi, etki alanını genişletmek için Hint birliklerini ve Hintli askerleri kullandı. Hint birlikleri olmadan İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan’ı fethetmesi mümkün değildi.

Babür İmparatoru II. Ekber, Durbar törenlerinde, arkasında Ingilizler © Wikimedia Commons

Dahası, Hintliler arasında birlik olma eksikliği vardı. Hintliler, İngiliz’lere hizmet etmeye daha istekliydiler. İngilizlerin Plassey Savaşı’ndaki zaferi, Bahadır Şah’ın sadık kullarından birisinin bir ihanetinin sonucu yaşanmıştı.

Bu şartlar oluşmasaydı İngiltere Hindistan’ı asla fethedemezdi. Gerçekte Hindistan’ı fetheden kuvvet, bir ordu değil, özel bir şirket olan Doğu Hindistan Şirketi oldu.

1893 yılında Hindistan’daki İngiliz imparatorluğu haritası © Wikimedia Commons