Agra – Delhi asfaltında şehrin 14 km. kadar dışında bulunan bu türbe, büyük Moğol hükümdarı Ekber’in defnedildiği yerdir. Ekber, bu yapıyı, kendi sağlığında İslami, Hindu, Budist, Jain ve Hıristiyan mimari özelliklerini bir araya getirerek dinlerin kardeşliği ilkesini vurgulayacak bir şekilde inşa etmeye başlamıştı. Ölümünden sonra oğlu Cihangir, babasının planlarının çoğunu değiştirdi ve şimdiki anıtsal yapıyı ortaya çıkarttı.

Türbenin ana girişine geniş bir bahçeden geçilerek ulaşılıyor. Burada görkemli bir eyvan sizi karşılar. Ana girişteki süslemeler zor farkediliyor, ama ilginçtir. Buradaki mermerlerin işlenmesinde ve minarelerin dizilişindeki ustalık Tac Mahal’in gelişinin bir habercisi gibidir.

Girişten geçip ana binaya baktığınızda küçük kubbeler Hindu, haçlar Hıristiyan ve minareler Müslüman dini geleneğini yansıtıyor, şeklinde açıklayanlar var.

Girişin üstünde Kuran-ı Kerim’den bir ayet yer almış:
“Burası cennet bahçeleridir; içeri girin ve ebediyen yaşayın”

Ana girişteki sureler ve süslemeler altın kaplamadır, burada 200 kilo kadar altın kullanılmış olduğu rivayet ediliyor.

Türbenin içine, dar ve karanlık bir koridordan geçilerek ulaşılıyor. Mozolenin bulunduğu yerde hiçbir süs ve dekor yoktur. Tepedeki küçük pencereden gelen loş ışık, burayı ancak “yarı karanlık” denecek kadar aydınlatıyor. Mozolenin başında bekleyen müezzin, küçük bir bahşiş karşılığında ‘Allahüekber‘ nidasını makamına uygun bir şekilde okuyor. Türbe içindeki yankı, bakalım sizin de içinizi ürperttirecek kadar etkili olacak mı?

Türbenin bahçesindeki parkta bol miktarda Antilop, Tavus Kuşu, Langur cinsi Maymun ve Papağan yaşamını sürdürmektedir.